• https://www.facebook.com/pages/Nuh-Sevdal%C4%B1lar%C4%B1/1639195856299594?ref=bookmarks&__nodl
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam78
Toplam Ziyaret691617
Site Haritası
Saat

Gönül Pınarımızdan

BİZ

Bizler Öğretmeniz

Yetime Anayız,  Hastaya Doktor

Acil Servisizdir Topluma.

Uzaya Gemi,

Dünyaya Ekseniz

Durdururuz İstersek Dünyayı

Doğan Güneşe Benzeriz.

Ve Karanlıklara Meydan Okuruz.

Işıl Işıl Yanar Yıldızlar Gibi Gözlerimiz!

Biz Öğretmenler “Sevgi Elçileri” yiz.,

Sınıfta Yaşama Sevinci,

Toplumda Huzur,  Ülkede Barış,

Cahit Kulebi’nin Dediği Gibi

“ Bizler Kapkara Göklerin Yıldızları,

Isıtırız Yurdumuzu Sabahlara Kadar!

Ama Düşe Kalka, Ama Yigit, Ama Umutlu...

Oyuncak İçin Değil, Kağıt, Kalem,

Kitap İçin Ağlayanlarız Biz.

Birer Bahçıvanızdır her birimiz

En Güzel Gülleri Biz Yetiştiririz. Dikenleriyle Birlikte

Hiç Yorulmadan, Bıkmadan, Usanmadan

Her Bahçedeki Güllere Su Veririz

Ayırmadan Birbirinden

Ve Altın Kanatlı Kelebekleriz Biz.

Uçarız, Çiçeklerin Arasında Hiç Yorulmadan,

Çiçeklerimize Toz Kondurmamaya Çalışarak

Yani Yaşamınızda, Her Şeyiz.

Biz Öğretmeniz.

23 Kasım 2010

Hamdi ARIK

 


BABALAR GÜNÜNDE BABAMA MEKTUP

Uzun zamandır düşünüyordum baba, sana mektup yazıp olup bitenlerden haberdar etmeyi seni. Bugün babalar günü olunca daha anlamlı olacağını düşündüm. Hem de babalar gününü kutlamış olayım ilk kez...
Sana ilk önce en kadim dostun, arkadaşın, sırdaşın (tavukçu) Hasan amcadan bahsedeyim… Gaziemir’de komşumuz, onu her gün görür, gördükçe de seni hatırlarım. Boyu ve adımları küçüldü biraz, ama inan neşesinden hiçbir şey kaybetmedi. Bütün düğünlerde oyuna çıkar, çoğu insanı neşelendirir, kimisi de onun yaptıklarını yadırgar, yadırgayanlar onun içindeki yüce insan sıfatını göremezler. Onun içindeki o insanlığı, kadir kıymet bilirliği bir tek sen görmüştün baba. Seninle ilgili anılarını anlatırken gözleri dolar hâlâ, beni yalnız koyup gitti, der. Yokluğuna alışamamış daha…
Gerçi kim alıştı ki baba. Yolculuğa çıkacağın günün akşamı berabermişsiniz gecenin geç saatlerine kadar. Harman yerlerinde dolaşmışsınız sanki veda eder gibi birbirinize, o gün neler konuştunuz bilmiyorum, ona, benim yerime torunlarına çikolata gofret al demiş olmalısın ki, Hasan amca her maaş aldığında çikolata gofret alır torunlarına...
Öyle bir iz bırakmışsın ki arkanda baba, herkes seni anlatırken ne iyi adamdı, hatırlıydı, çalışkandı, sessizdi, elinden ekmeğini al sesini çıkarmazdı, hak yemezdi derler...
Azem emmimden seninle ilgili anılarından birini dinlemiştim... Azem emmim askerden yeni gelmiş, işi yokmuş, ne iş yapacağını bilmiyormuş, taşçılıktan da anlamıyormuş.. Azem, hadi gidiyoruz taşa demişsin, yanında götürüp aynı ocakta beraber çalışmışsınız, hesap görüp parayı paylaşırken emmim, paranın üçte birini verse yeter diye gönlünden geçirmiş, ama sen yarı yarıya bölüşmüşsün. Abi, bu çok bana demiş; sen, olsun, hakkın demişsin...
Hasan emmime gelince… Dünürcülüğe hep o gitmiştir, gelin alınmaya gidildiğinde gelinlerinin elinden o tutup indirmiştir, gelin arabasının önüne o oturmuştur, senin yerine. Anlayacağın baba, yokluğunu hiç hissettirmediler. Başımıza bir iş gelse hemen koşup geldiler, biliyor musun baba sizi hep kardeş sanırlar, hissettirmemişsiniz amca oğlu olduğunuzu, hep kardeş gibi durmuşsunuz...
Bilmem hatırlar mısın baba, Gocaköprü’ye pancar ekmiştik, sulamaya gittik, Tekkadirlerin sudan suluyoruz, nöbet bizimdi, su tarlaya girmeden çevirmişler suyu başkaları, nasılsa Halil sessiz, bir şey yapamaz diye. Gidip tekrar suyun bize akmasını sağladın ama yine çevirdiler, aynı şey üçüncü kez tekrarlanınca onların anlayacağı dilden konuşmak lazım deyip küreği eline alıp adamın üstüne yürüdün, adam neye uğradığını şaşırıp titremeye başladı, o haline acıyıp yine bir şey yapmadın ama adam o cesaretli duruşundan korkup kayboldu, işte o gün gözümde devleşmiştin baba, bizlere de cesaret vermiştin o duruşunla...
Parça kesek çalıştığın sigortalı işler ve üstüne yatırdığımız askerlik borçlanması annemin emekli olmasına yetti. Yani elimize bakmıyor artık, sana dualar ediyor adına hayırlar yapıyor...
Bizler de baba, sana layık birer evlat olabilmek için çabalıyoruz, inan bütün gayretimiz bu. Senin bıraktığın o ‘iyi insan’ mirasını korumak…
Biliyorum baba, Suat yine ne yazmış böyle diyecekler, garipseyecekler… Ben bu yazdıklarımı okuyacağını biliyorum, hatta bizleri görüyor, duyuyor, yaptığımız güzel şeylerle gururlanıyor, yanlışlıklarımızdan üzülüyorsun, saçma da olsa ben öyle hissediyorum baba...
Torunların karnelerini aldılar cuma günü, sınıflarında başa güreşiyorlardı, hepsi de takdir aldı baba, gurur duyacağın bir tablo bu, umarım yerinde duramıyorsundur sevincinden...
Bazen dertleşmek de iyi geliyor insana, karnımda saklı duyguların kâtibiymişim gibi çıkıveriyorum ortaya, el âlem ne der diye bakmaksızın. Umarım bu huyumu seviyorsundur baba...
Babalar gününü kutlarım babacığım...

20.06.2010
 
Gitme-Kal ( Uzaktaki Yarime)

bu kadar önemli mi kalmam?
diye soruyorsun!
evet önemli desem,
kalacak mısın?

hiç gitmeyecek misin?
ben doya doya bakacak mıyım sana..
yoksa gene,
çekip gidecek misin dağlar ardına..

en uzak iki nokta bu olsa gerek...
bir ucunda ben,
diğer ucunda sen...
gidiyorsun işte!
nasıl özleyeceğim seni,
bir bilebilsen..

bak dilimin ucunda iki kelime..
işte söylüyorum...
gitme!.. kal!
bir an, bir gün, bir yıl değil..
bir ömür benimle kal!

Ömer KUCAK
30/06/2008
 

AKLIMA DÜŞTÜ
İçerimde büyüdü hasretim azar azar,
Beynimde tufan, beynimde kar,
Pırıl pırıl, tertemiz akan Akçaşar,
Bu gece benim aklıma düştü.
Kulağımdadır kuzuların me-lemesi,
Oturup dinlendiğimiz Kumalar tepesi,
Her gelene su veren Atatürk çeşmesi,
Bu gece benim aklıma düştü.
Geceler kara, hasrettir aka,
Derman ver mevlam,varayım maşuka,
Yemyeşil orman, Karşıyaka,
Bu gece benim aklıma düştü.
Derman diyorum Allahım.. derman ayağa,
Ver ki gideyim.. kalsam da yaya,
Bak beni bekliyor! bizim tepe, balıkkaya,
Bu gece benim aklıma düştü.
Güneşim.. yıldızım.. bulutum..
Bedenim uzakta olsa da senledir ruhum,
Ana gibi…yar gibi Nuh’um..
Bu gece benim aklıma düştü.

Ömer KUCAK
07/07/2008
 

K
Kıvrak mı kıvrak kırlangıçlar köyümüzde kaynıyo, kıyamet!
Karınca gibi çalışıyorlar yavruları için.
Kaya gibi yuva yapıyorlar önce köşelere
Kayadan kalelerdeki küçük kırlangıçlar,
Kafalarını çıkarıp, ağızlarını açıp birer ikişer, börtü böcek bekliyorlar..
Kıçlarını çıkarıp dışarı-ya pisliyorlar.
Koruluğa doğru uçarlarken, arkalarından ve aşağıdan bakılınca
Kuyruklarındaki, kanatlarındaki ve sırtlarındaki siyah hiç gözükmüyor
koruluğun koyuluğundan ve güneşten;
Karınlarındaki beyaz uçuyor bir tek..
Köydeki evimizin balkonundan yazıyorum K’yi
Kuş cıvıltıları hiç eksik değil
Kırlangıçların ötüşleri sabahın köründe başlıyor..
Kuşun biri vardı, ibibiği de var, bülbül gibi şakıyordu, bu zamanda yok..
Kırmızıya, maviye, mora kesen efsane kuşları ve seslerini arıyordu
kahraman, usta yazar Y. Kemal’in son romanının başkahramanı Poyraz..
Köstebekler tarlalarda iş başında
Kemiriyor sanırdım önceleri, halbuki,
Kökünden çekiyor soğanları,
Kökü kökeni kalmıyor soğanın, patatesin.
Koca teyzemin (goca deezem), annemin teyzesinin
kocası divido, İban amcam, 85 yaşındayken,
köstebeği, tuzak kurup tüfekle öldüreceğim derken
kulağının zarına zarar vermişti tüfek elinde patlayınca.
Kitaplar hayatı, anlamını yazsalar da,
Köstebeğe ağız dolusu
küfrederek, o yaşta, tüfekle öldürmeye gitmektir onları hayat işte..
Kırlangıçlar şimdi gökyüzünde çok küçük gözüküyor
Kumalar’ın üstünde gibiler
Küme olmuşlar, bir o yana bir bu yana tur atıyorlar
Kilometreyi aşan yükseklikte keyif uçuşu yapıyorlar
Kimi zaman da çok alçaktan uçarak sinek böcek arı-yorlar..
Kısa kesemedim.. ‘K2’ güzel bir dağcılık filmiydi!..
Küçük Not: Tam ekranda okunması rica olunur.)

Coşkun Çağlar TOPSAKAL
06.07.2008
 
HASRET ŞİİRİ

Yeşil bir vadidir, uzanır gider,
Bir başka severim Nuh'un baharını
Kurak gönülleri teselli eder
Bir başka severim Nuh'un baharını...

Serin bir rüzgar olup, yüzüme vurur,
Ormanları yol vermez, karşıma durur,
Şair, bu güzellikten feyiz alır,
Bir başka severim Nuh'un baharını...

Yeşerir toprak, yeşerir ağaçlar,
Ortama uyar, gizlenir taşlar,
sanki cennete yolculuk buradan başlar,
Bir başka severim Nuh'un baharını...

Analar unutmaz, uzakta da olsa balasını,
ömer öğretmen döker içindeki Nuh sevdasını,
Mart'ını, Nisan'ını hatta Mayıs'ını,
Bir başka severim Nuh'un baharını...

14/04/2008
Ömer KUCAK
 
BU SEVDAYA AĞLANIR

Yazamıyordum günlerce,
İçimdeki fırtınalar hiç dinmedi gönlümde.
Geceler ayaz,
Sevgin dağlamıştı yüreğimi,
Kanım donmuştu yalnızlığından.
Bulutlar suskun,
Işıklar teker teker terketti sokak başlarını.
Biraz serin rüzgar üşütür ellerimi,
Ellerim arar ellerini,
Ellerin uzak, gönlüm yaralı yerinden.
Islak nemli kaldırımları adımlamak istesemde,
Ayaklarım taşımaz oldu bedenimi.
Seni yaşadım,
Seninle yok oldu gecemde yıldızlar,
Ben bekledim, ışık olusun gözlerime,
Yıldızlar küskün, sen uzaksın gözlerimden.
Uzanamıyor ellerim kalemime,
Sararmış kağıtları topluyor parmak uçlarım.
Gözlerim geziyor dizelerde,
Yaşanmamış sevdamın hüznü kaplar bedenimi,
Yine üşürüm, yokluğunla ve de özlemimle,
Bekledim günlerce
Bir ışık olursun diye gözlerime,
Yine çiseliyordu bulutlar,
Yağan yağmur muydu yoksa gözyaşlarım mıydı.
Ben seviyordum be güzelim.
Seviyordum, suskun kalamadı yüreğim.
Hangi makamlarda söylenirse söylensin bu aşkım,
Gönlümün pınarını dindiremez.
Bu sevdama bir tek şarkı yapılır artık......
Bu sevdaya ağlanır.....
Sezai KAYA

Emekli Edebiyat Öğretmeni/Balıkesir
KADIN

Kadın, koca yüreğiyle siperdir bazı
Kadın, korunmasızlığıyla bir bebek
Kadın, anneliğiyle barınak..
Güzelliğiyle her yaşta fenomen..
Zekasıyla yıldızlardan bir esinti..
Belki bazı çaresiz, bazı öfkeli
Şu bir gerçek;
Kadın var, dünya dönecek..
********************
Ah biçare ağıtım benim
Ah güzelliğim..
Gözlerimin dalmaktan geçmediği sevgilim..
********************
Güzel başlarını yıkatıp da,
Özgürlük bayrağını takmadan,
Göçüp gitme bu dünyadan..
********************
Kadın,
Sırtındaki bebesiyle,
Umudu gözlerinde ölüme dek götüren,
Açlığıyla sabırlı, gönlü zengin düş gören..
Açıklığıyla çarka diş verip, bunu akıldan bilen..
Ah benim tomurcuğum,
Kırılgan umutları susuz toprakta yeşeren..
Sen varsın ya, süregider bu dümen..

Hülya BALIKKAYA
8 Mart 2008
NUH KOÇAKLAMASI
***
Bereketlidir toprakları
Bol olur yağmurları
Oksijen kaynağı ormanları
Yeşilin diğer adı Nuh Kasabası
***
Vefakardır insanları
Dokunur herkese yardımları
Olsa da biraz ayrı-gayrıları
Sevdanın diğer adı Nuh Kasabası
***
İçtendir davranışları
Ruhları ısıtan bakışları
Unutmazlar uzaktaki dostları
Vefanın diğer adı Nuh Kasabası
***
Yaparlar her yıl kardeşlik pikniği
Herkes destekler ilimi, feni, tekniği
Nuh’u ilerletmektir herkesin dileği
Dostluğun diğer adı Nuh Kasabası
***
11/12/2007
Ömer KUCAK
 
YÜKSÜZ

bir gün;
taşıyamaz gibi olursan yükünü,
mahpustaki bir adamı düşün..
onda ne bir gökyüzü vardır,
ne sendeki gibi bir yükü..

Hülya Balıkkaya
26.01.2008
 
GİDERKEN

mutlak ağlaşır birileri
yağar yağmur, öksüzlüğüne düşer..
sabahlar olmaz, geceye küser..
.............................
teli duvağı kapkara
ya kime sığınsın fukara..
............................
giderken;
haydut bile dağdan iner
mazlum bile genişler..
...........................
sığınamaz hiçbir gemi
terkedeceği limanda
arar durur kendini..

Hülya Balıkkaya
26.01.2008
KAZA

her zamanki gibi yolcu
aynıydı
yollar, araçlar..
belirsiz bir şerite doğru
süratli bir giriş yaptı..
değişirmiş her kazada
yollar, renkler
virajı dönmeye görsün insan..
keza şehir aynı değil
toz değildi cama yapışan bu kez
acılı birkaç damla kan
gözyaşlarıydı kanayan..
belki bir anne,
yahut yetim kalmış bir yavruvatan..

Hülya Balıkkaya
26.01.2008
ONA,BUNA,ŞUNA

Dünya sen gibileri doldurdu
İnsanlık diye hepimizi kandırdı
İyiler öldü, kötüler şah oldu
Oku bir, hecele de gel..
Savaş oldu, kan gövdeyi götürdü
Yaraların sardıkça insanlığın, kanadı
Beyzadeler içki diye kan yuttu
Hele bir doy, ecele de gel..
Sıcak yatağından insanı öldür
Âli’yi, Veli’yi altınla aldır
Toprağıma bir can fazla gömdür
Eşele, deşele de gel..
Hacamat ettiklerin senin değil
Bin gâvura bir can reva değil
Sebebi hikmeti insanlığa değil;
Yırtılan yerlerini diktir de, gel
Her harp bir devrim doğurdu
Saltanatın süren mi görüldü
İntikamım bir bir alındı
Aklın başına devşir de gel..
Koptuğu yer, işte tam da burası
Sözün bittiği yer burası
İlme irfana doyar mı insan
Bildiklerini sindir de gel..
Acım büyüktür, bil ki onarılmaz
Yaram saramazsın, kinim alınmaz
Bir tarih yazılsa üstüme, anlatılmaz
Canını dişine tak, öyle gel..
Var git, analar insan doğurur
Aldıkların bir bir ödenir
Soyuna senin insan mı denir
Şeytanlığını öldür, öyle gel..

Hülya BALIKKAYA
03.12.2007
 
DEDEME

İlk Perşembe geçti üstünden
İlk kahvaltılar, ilk yasinler
İlk kahkahalar, ilk niyazlar..
Seni böyle özlemiyordu hiçkimse
Böylesine var olmadın bu hayatta hiç..
Peki neydi o halde, yokluğunda bunca aratan seni
Bunca ağlatan bizi?
Özlenen ölüm mü yoksa?
Yahut kendimize pişmanlıklarımız mı ağlatan?
Yaşamaya mı, ölmeye mi?
İkisi bir arada yürümezdi hani..
Yoksa bozulan dengemize mi bu ağıt?
Her neyse.. On Kasımlar onlarca yas barındırıyor artık..
Bir iz var arkamızda bıraktığımız
Var ile yoku mayaladığımız..
Gölgelerimiz, unutulup da gidecek
Nefesimize vuruyor acizliğin tablosu..
Her ölümde biraz daha daralıyor..
Tırmanmaya korkuyoruz bir müddet..
Çok zamanlar geçti, gelecek çok zamanlar..
Dedem..
Oysa vardın hani?
İşte şurada, şu masada duran madensuyu şişesi
O da seninle neden gitmedi?

Hülya BALIKKAYA
15 Kasım 2007
 
DEDE

sen ölümü özlerken dede
bizler yaşamak peşinde
koş koş bitmedi..
gittiğinde hala biz
koşuyorduk..diriydik..
gittiğinde bütün ışıklar söndü birden
sessizlik..
gittiğin yerler aydınlık.
ağlamak yersizdi..bir o kadar gereksiz..
çünkü gittiğin yerde biliyoruz ki
olmadığın kadar huzur dolu, doymadığın kadar mutlusun..
zaman yok oralarda..mekan yok..
biz çırpınacağız işte, sana ulaşabilmeye
bildiğin gibi, senin gibi belki..
yahut öğrenip te ölümün gerçekliğini,
henüz gitmeden son gidilen o yere,
mekanımızı edineceğiz belki de..
sen ölümü özlerken dede,
bizler yaşamak peşinde..
kınama bizleri dede,
dün hiç bilmediğin
bugün tam anlamıyla öğrendiğin o yere
bizler hiç gelmedik ki dede..
belki de
sen gidip yerleştiğin o yere,
bizler çoktan yerleştik be dede..

Hülya BALIKKAYA
10.11.2007
YANIMDAKİ YARİM'E
 
Cumhuriyet bayramının arifesiydi evlendiğimiz gün.
Bu yüzden unutmazdık evlilik yıl dönümümüzü. Pek maddi değeri olmayan hediyeler alırdım, onu da ihtiyaca göre; çok mutlu olurdun, zaten pahalı hediyeler beklemez, gerek de görmezdin.
Düğün öncesi alış verişe gittiğimizde bir hırka beğenmiştin, parası oldukça pahalıydı. Annen bağırmıştı, ne gerek var o kadar pahalı şeye diye, hemen vazgeçmiştin.
O tarihlerde aileler çocuğumuz rahat etsin diye, zenginden yana kullanırlardı tercihlerini, bugün olduğu gibi. Oysa sen yokluğa evet demiştin, beraber var olmak için.
İşte bu yüzden ''Seni çok seviyorum''.
Çocukluğumuzda sizin evin duvarında altı ok, bizim evin duvarında ise kırat asılıydı. Babalarımızdan öyle görmüştük; sen SHP’ye, ben ise DYP’ye oy verirdik, el ele gittiğimiz seçim sandığında. Sonraları sen CHP’ye, ben ise AKP’ye; ne sen bana, ne de ben sana etki yapmadan. Türkiye’ye yerleşmemişken demokrasi bizim evde kök salmıştı.
Sen kara kartal, ben cimbom, küçük oğlumuz ise koyu bir fenerli; bu yüzden her yıl şampiyonluk kutlanırdı evimizde.
İşte böyle çok sesli bir ailenin üyesi olduğun için ''Seni çok seviyorum''.
''Seni seviyorum'' diyorum, biliyorum utanacaksın, sıkılacaksın, ama hoşuna gidecek ''Seni seviyorum'' demem.
Hayatın parkurlarında beraber koştuk, arkamıza bakmadan, hiç pişmanlıklar duymadan, birbirimizi kırmadan, bir sonraki günün bugünden daha iyi olacağını düşünerek.
Hiç kavga etmedik, belki de bilemedik kavga etmeyi. Hep sevgi ve saygıyla yoğrulduk bu hayatın tezgahında.
İşte bu yüzden rahatlıkla diyebiliyorum, saf ve temiz duygularımla, ''Seni seviyorum'' diye.
Yüreklerin buluşması dendiğinde, biriniz İzmir’den, biriniz Bursa’dan, biriniz Antep’ten, anne ve baban Afyon’dan koşacaktı buluşma noktasına. İşte böyle gönül zengini bir ailenin evladı olduğun için ''Seni çok seviyorum'' diyorum.
Pakize Suda yazısında şöyle diyor: Sevgili gençler, sakın kimseye ''Seni seviyorum'' demeyin, kullanmayın bu sözü. Duygularınıza denk düşen, başka bir şey söyleyin. Hayır içini dolduracaksanız '' Seni seviyorum ''un, bir diyeceğim yok. Ama umudum da yok.
Ben ‘seni seviyorum’un içini doldurduğumu sanıyorum, ‘seni seviyorum’ diyebilme cesaretini gösterdiğim için. Oysa çocuklarına bile ‘seni seviyorum’ diyemeyen bir toplumdayız.
Seni seviyorum dediğim için ayıplayanlar olacaktır; ama bunun yanında alkışlayanlar da olacak. Ben alkışlayanların sesine kulak verip ''Seni seviyorum'' diyorum.
Biliyorum utanacaksın, sıkılacaksın, ama hoşuna gidecek ‘seni seviyorum’ demem.
Bugün evliliğimizin 17. yılını dolduracağız. Bu süre içinde, içimde tutamadım yüreğimden geçenleri, bir çırpıda süzülüverdi belleğimden. Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun.
''Seni çok seviyorum'' yanımdaki yarim...

28.10.2007
Aynada gözlerin
girift bir sevdanın ortasında kaldın
gülüyordu istemsizce
aynada gözlerin..
susuz bir kış ortasında yola çıktın
kaygandı yollar
aynada sözlerin..
savaş ilan edilecekti ortasında barışın
umurunda değildi dünya
aklında hep o sarışın..
varsın kırılsın demek kolaydı
ah aynada buzların..
sisli yollardan geçmek zordu elbet
güneşe erişmeye sabır taşı olmak gerek
yaşanası günler vardı ortasında hayatın
görünmedi ah aynada güzlerin..
yasımın ortasında..
mutlu ayrılık melodilerin
kim bilebilirdi ki?
ah aynada özlerin..
hiç yetmedi bize hayat
bitmek bilmeyen azların..

Hülya Balıkkaya
26.07.2007

SUAL

durdurak bilmez zaman
yıllarını aldığı an
bir keşke, bir ah daha
ardından kızmak hayata..
say ki yirmisindesin hala
gözlerine hayat torbası çökmemiş
törpülenmemiş pürüzsüz tenin
ve toysun hayata
yarın nasılsa var..
herkese yetecek kadar!
‘bu gün’ kaçmadan avucundan
fazla fazla doymalı
doyamamalı
bile bile ladessin hayatta..
gözlerin yavaştan kan ırmağı
beyaza bağıran saçların
saçmalamaların sonra
‘’neredesindeyim hayatın?
nereye gidiyorsun ey ahmak’’
sorguların..
soramadıkların..
alamadıkların var bu ölümüne ladesten
alamadığın çok şey var..
anlayamadığın..
neden doymuyorsun ey insan?
ne istediğini biliyor musun sen
zevk-i sefaların hiç bitmese
gönlünü (!) hep donatsalar ya
ya da haşa huzurda
ölümüne tapsalar!
ölebilirliğine..
ama bütün insanlık!..
ve firavunleştiğini anladığında
kendine ne yüzle döneceğini anımsa
insan.. bir varsın, bir yok
zamanla hoyratça yarışma
kalamayacaksın buralarda..
kendine iyi bak,
gittiğin yerde
yüzün olsun kalacak..

Hülya BALIKKAYA
25.07.2007
Ahmet Amcamız Eskişehir de Okulunu bitirir. Arkadaşları ile vedalaşırken birbirlerine söz veririler. "Haberleşelim, sınıf olarak toplanalım". Aradan zaman geçer arkadaşları kendi aralarında haberleşirler. Eskişehir de toplantı yaparlar fakat bu toplantıdan Ahmet amcanın haberi olmaz. Daha sonra duyar ve çok alınır ve aşağıdaki şiiri yazar. Ertesi yıl arkadaşları kendi aralarında toplantı yapacaklarını duyunca haber verilmediği halde toplantı sırasında salondan içeri girer ve şiirini okur.

İLK SINIF TOPLANTISI

Harman oldum rüzgâr ile savruldum.
Dostlarımca hiç bir zaman kayrılmadım.
Doğruluktan bir kez olsun ayrılmadım.
öcümüyüm, böcümüyüm ben neyim ki?
Sınıf toplantısına çağrılmadım.
Çağrılsaydım kıyametmi kopardı dersiniz?

Hayatımda mert'e dahi boyun eğmedim.
Kimseden Hakkullah için yardım almadım.
Hep yaya yürüdüm ama yolda kalmadım.
Hiç durmadan çalıştım, çalıştım, çalıştım.
Boyumdan yukarı ben borca da dalmadım.
Engeller çıktığında da  şeytan taşladım.
             :Şeytannn!:
 

Nuh kasabası halkından;
Ahmet KUMALAR-Emekli Memur.


BENİM BELDEM GÜZEL NUH

 

Benim köyüm Ilıca vadisinde kurulmuş

Yüce dağlar burada birbirine sarılmış

Akar çayı küçücük pınarlardan var olmuş

Tarihi de Müze İl Müdüründen sorulmuş

Bakın işte burası benim beldem güzel Nuh

 

Yakınından geçiyor Antalya karayolu,

Kumalar dağı yöremizin başka bir kolu,

Meşe korusudur köyümün sağı, solu,

Bütün çevresi ise yeşilliklerle dolu,

Bakın işte burası benim beldem güzel Nuh


Doğu yakasının tepesi Balıkkaya’dır.

Batı yakasının tepesi Sarıkaya’dır.

Güney yakasının tepesi Asarkaya’dır.

Kuzey tarafı ise bizim Küçükova’dır.

Bakın işte burası benim beldem güzel Nuh

 

Benim köyümün otu kekiktir, kuşu keklik,

Toprak yapısının gereği hep tahıl ektik.

Yaz yağmurları az olunca da kıtlık çektik.

Eski düğünlerde bizler az mı seğmen sektik,

Bakın işte burası benim beldem güzel Nuh

 

Bilin Nuh Peygamberini temsil eder adı,

Şu bal ile baklavada bile yoktur tadı,

Nuh'da doğdu ve İskenderun'da öldü kadı,

Köyümün simgesi idi o güzelim Satı,

Bakın işte burası benim beldem güzel Nuh

 

Nuh Kasabası Halkından;

Ahmet KUMALAR-Emekli Memur

 

GÜZEL BELDEM NUH'UM 

Hububat ve haşhaş baş gelirimiz
43 km.dir Afyon İlimiz
Hürriyet, Cumhuriyet, İstiklal, Bahçelievler,
Kasabamızda dört mahallemiz..

Sinanpaşanın güzel beldesi
Camilerden göklere uzanır minaresi
Sağlık Ocağının bir tek ebesi
Çile mi kaldı Nuh’um var mı ötesi? 

Üç kardeşten Nuh önce gelip kuruldu
Yoksa tufandan Nuh’un gemisi mi duruldu
850 yıllık Selçuklu’ya soruldu
Etrafın kahverengi toprak ile yoğruldu.. 

Seni anlatmadan geçmek olur mu?
Koca kır, Harman yeri, Kargaburnu mu
Öte yaka, Taşköprü, Pazaryolu mu..
Çataltepe, Karakuşak, İki oluk mu? 

Tozlu kır, Ecerim ardı, Derinöz,
İlk fırsatta geleceğim sözüm söz
Sana kıyamaz, sende doğan bir çift göz
Artık Nuh’um kalmadı söylenecek söz.. 

Nuh’um sen kal döndükçe dünya
Seni özler, sana hasret Hülya
Şölenimiz var dostlar kalsam da yaya
Dostluk şöleninde gelelim bir araya..

18.05.2007 Hülya BALIKKAYA

Bu şiir 2.Nuh Dostluk ve Kültür Şöleni sırasında Nurettin Hocamız tarafından Orada bulunanlara çok güzel bir şekilde okunmuştur. Şiir bir çok kişiyi fazlasıyla duygulandırmıştır. Bunlardan birisi de Ahmet Kumalar amcamızdır. Ahmet amca Hülya'yı yanına çağırarak şöyle demiştir. "Senin bu şiirin okunduktan sonra benim şiirim de okunacak diye çok korktum. Çünkü  benim şiirim seninkinin gölgesinde kalırdı." (Y.Karaköse'nin Notu)

BİR HİKAYE
Bir zamanlar dağda, Nuh kasabasından bir taş ustası taşları yontmaktan usanmış kızgın güneşin altında, Taş ustası yapmış olduğu işin vermiş olduğu bıkkınlıkla ve usançla:
bu hayattan bıktım artık! Üstelik bir de bu güneş yok mu? Hep bu yakıcı güneş! Ah! Ah! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim. Keşke güneş olsaydım! Orada her şeye hakim olacaktım, ışıklarımla etrafı aydınlatacaktım diye söylenip duruyormuş.
Hikaye bu ya, bir mucize eseri olarak dileği kabul edilmiş ve taş yontucu o an güneş olmuş. Dileği kabul edildiği için çok mutluymuş. Fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark etmiş. Bunun üzerine, Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!diye isyan etmiş. Madem ki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim. Diye düşünmüş
O zaman da hemen bir bulut oluvermiş.
Dünyanın üzerinde uçmaya başlamış, oradan oraya koşup, yağmur yaydırmış; fakat birdenbire bir rüzgar çıkmış ve bulutları dağıtmış. ‘‘Ah, rüzgar geldi ve beni dağıttı, demek ki en kuvvetli o! Öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum. Diye karar vermiş.
Ve rüzgar olunca dünyanın üzerinde eser durur, fırtınalar estirir, tayfunlar koparırmış. Fakat birdenbire önünde kocaman bir duvarın ona mani olduğunu görmüş. Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar olan bu engel, bir dağmış. Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgar olmam neye yarar? demiş. Bunun üzerine de hemen bir dağ oluvermiş. Bir zaman sonra da bir şeyin ona durmadan vurduğunu hissetmiş. Kendinden daha güçlü olan şeyin, daha doğrusu onu içten içe oyan şeyin ne olduğunu merak etmiş. Bir de bakmış ki, o küçük şey Nuh lu küçük bir taş ustasıymış. Sağlıcakla kalın hoşça kalın. Sadettin KENKAYA  15.03.2007
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Hakkında Bilinmesi Gereken 30 Özel Şey!!!

1."ATA" LAFINI SEVMEZDI
"Ataturk" hitabini ilk kez donemin Turk Dil Kurumu Baskani bir konusmasinda kullanmis, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almisti.Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hic hoslanmazdi.

2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla hayati boyunca en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi. Tatliya duskun degildi ama cani istediginde cok sevdigi gul recelini tercih ederdi.

3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Omru yetseydi bir dunya turuna cikip Turk dili ve tarihi uzerindeki calismalarini genisletmek en buyuk hayaliydi.

4.BASUCU KITABI "CALIKUSU" YDU.
Binlerce kitabi vardi.Ama bunlarin arasinda bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri Guntekin'in unlu Calikusu" romanini hep yaninda tasir, her gun rastgele bir yerinden acar, birkac sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdigi hayvan kopekti. "Fox" adini verdigi kopegi, Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara duskunlugu o dereceydi ki bir gun misafirlerinin de gorebilmesi icin yeni dogmus bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmisti.

6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdigi dans valsti. Muzik zevki cesitlilik gosteriyordu.Klasik Bati muzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gomleklerinin hepsi beyazdi. Bu gomlekler ilk yillarda Isvicre`de ozel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina onculuk edebilmek icin Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.

8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi cizerdi.Lacivert takim giymeyi sevmezdi
.
9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son donemlerine kadar 76 olan kilosu hastaliginin ilerlemeye baslamasiyla 46'ya kadar dusmustu. 43 numara siyah rugan ayakkabi giyerdi.

10.RUMELI SIVESI
Ozenli ve temiz bir Turkce konusurdu. Ancak bazi kelimeleri Rumeli sivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatinda bir donem cok onemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarinin nerede oldugu bilinmiyor.

12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin cogunu gecirdigi savas cephelerinden sonra Cumhurbaskani olarak gecirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi geliyor, cok sevdigi halkindan ve sade bir vatandas yasamindan uzaklastigini dusunuyordu
.
13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kiyafet Kanunu cercevesinde tum din adamlarinin dini kiyafetleriyle sokaga cikmalari yasaklaninca, Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.

14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltilariyla arasi hic hos degildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasindaki divanin uzerine bagdas kurarak oturur, gunun ilk kahvesini sigarasini icerdi.Bir ozelligi de kendi kendine tiras olmamasiydi.

15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde ,cevresinde hatta konuk oldugu evlerde bile egri duran esyalari duzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kagidina sardigi tutunu icmeye calisirken eli yanmis,"Alin bunu kendi icsin" diyerek Ataturk`e
kufretmisti.Mahkemeye cikarilacakti. Ataturk olayi dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceginize dogru durust sigara icmesini temin edin" dedi.

17.SIGARA PAZARLIGI
Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger gunde kac paket sigara ictigini sormus, Ataturk "sekiz" demisti. Doktor bunu gunde bir pakete indirmesi gerektigini soyleyince gulumseyerek cevap vermisti:"Ben zaten bir paket iciyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacagim".

18."BU NASIL HALKCILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Konduktorun milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ogrenince epey sinirlenmis, "Ne de guzel halkcilik ama" demisti.

19."LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!"
Ilk mecliste bir oturum sirasinda uyelerden biri laikligin ne manaya geldigini anlamadigini soyleyince Gazi cok sinirlenmis ve elini
kursuye vurarak bir din bilgini olan uyeye cevap vermisti: "Adam olmak demektir hocam,adam olmak!"

20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittigi yurt gezilerinde kendisi icin kurban edilen hayvanlara bakamaz boyle durumlarda sirtini doner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede ogrenmeye basladigi Fransizca'yi sonraki yillarda gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya Fransizca sozcukler de eklerdi.

22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker oynardi.Oyun sonunda kazandiklarini iade ederdi.

23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde dusmanla gogus goguse savasmis biri olarak en ilginc ozelligi savas meydanlari disinda kan gorunce fenalasmasiydi.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransiz tarihcisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille anlatmisti: "T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani yapmislar".

25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gun halk arasinda dolasirken carsafli bir kadina rastlamis, "Hafiz Hanim benim hatirim icin basindaki ortuyu acar misin?" diye sormustu. Kadin bas ortusunu acarak , Ataturk`un onunde egildi ve ellerini optu.

26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kisiligi vardi. Her gun at biner , yuzmeye gider ve bilardo oynardi.

27.EN BASARILI DERS.
Egitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yagcila cok kizardi Bir aksam sofrasida kendisine gereksiz sekilde iltifat eden Abdulhak Hamit`e mudahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani Tevfik Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi elbiseleri bakana hediye etmisti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuslari cok severdi.Cankaya Kosku`nde ozel bir bakicinin ilgilendigi guvercinligi vardi.

sezence..13 Mart 2007

TV’DE BİR YARIŞMA

Merhaba sevgili seyirciler..Yine bir adam kaydırmaca oyununda daha birlikteyiz..aaa pardon adam kaydırmaca mı dedim? Köşe kapmaca diyecektim..

Milletim uyanmış yaşasın çocuklar!

Tv’yle fazla arası olan biri değilim ama nadiren izlediğim programlar var.Dün akşam bir bakayım dedim belki dişe dokunur,kalbe girip sızı yapar bi program vardır diye..Ama hakkaten önce bir sızı yaptı,sonra sızıma değecek bir sonla bitti.

Adam kaydırmaca yarışmalarından biriydi yine akşam denk geldiğim yarışma.Buzda dans..Finali varmış akşam,merak ettim izlemeye koyuldum.

Finale Turkish delightımız Asena’yla hanım hanımcık evli ve çocuk sahibi nadir güzellerimizden Zeynep Tokuş kalmış.Önce iple yaptıkları buz üstünde danslarını izledim.Burada zaten kararımı vermiştim yarışmayı kimin alması gerektiğine..Zeynep çok narin, havada bir kuğu gibi süzülüyordu. Buz üstünde de aynı performansı gösterdi.Sonra diğer yarışmacıyı izledim. Kararım yine değişmedi(jürilerden biri olmalıymışım galiba)..

Derken efendim son gösterilerini de yaptılar, finale ramak kaldı.Tam o sırada bayan delightımızla dans arkadaşı da buz üstünde kaydıktan sonra söz hakkı verildi, düşüncelerini paylaşmak istediler.Bu arada %lik oy oranları başa baş gidiyordu, arada sadece 1 puan fark oluyor, bu fark değişmiyordu.

Yarışmacılarımız ne konuşacaklar diye bakarken, Asena acıktım dedi sadece gümbürtüyle. Yanındaki yabancı uyruklu olduğunu anladığım genç te çat pat Türkçevari harfler çıkartmaya çabalıyordu.Türkiye’yi çok sevmiş bu arada..eee tabi sevecek.Sevilmeyecek bir ülke değil burası.Dışarıdan gelenlere karşı çok misafirperveriz biz, yabancılara karşı (kim olursa olsun) aşırı derecede sempatizan bir milletiz. Ayrıca hayatını çok daha iyi şartlarda idame ettirecek bir tünek bulmuş, ben olsam hiç düşünmem buraya dünden dünerdim:)

Derken bu arkadaş, Allah fikrini daim kılsın Müslüman olmaya karar vermiş, çat pat çıkarttığı Türkçe’siyle bunu ilan etti. Tv’de bir yarışma..Yarışma adı buzda dans.. Dansta finale kalmış yabancı bir kuyruk (pardon uyruk diyecektim) uyruğun dilinde Türkçevari kelimeler ve Müslüman olacağını ilan ediyor. Şok sevindim!!  Tabi canım biz Müslüman bir ülkeyiz ve şu anda Asya ile Avrupa’nın göbek noktasıyız, ne kadar çok dinimize adam kaydırırsak (bişey yapamıyoruz) o oranda bari sevap işleyelim(!)

Evet..dedim ya şok sevinmiştim..Bu arada, aradan 10 dk. geçmeden oylardan biri diğerine % 40 lık bir fark attı. İnanılmaz şeyler yaşanıyordu yarışmada ki bütün herkes gibi dinimize bir adam daha kazanacağımızın bunda %100 katkısı var diye düşünüyordu. Ve bu konu bizim için çok hassas,ülke olarak göbekte bir nokta olduğumuz için bu konunun da bizim için yarışmadan çok önemi var diye düşünüldü demek ki oylar o ana kadar başa baş giderken ani bir rötarla son sürat kapılmıştı köşe (yani öyle sanıldı) ben de şok sevinmeye devam ediyordum yine! Yerimde duramıyordum heyecandan! Nefes nefese kalmıştım, çünkü bu bir buzda dans yarışması olmaktan çıkmıştı. Konu dağıldı, seyirciler dağıldı, nefesler tutuldu, bambaşka bir şeydi bu artık.Yarışma filan değildi. Yarışmayı kim düşünür, önemli olan köşeyi kim alacak bundan sonrası için kilit nokta buydu!

Tv izlemenin en zor ve dar gelen kısmı da bu zaten, reklamlar! Araya devamlı reklamlar konuyor ki bu kilit noktada daha çok cep mesajı atılsın, paralar aksın cepten cebe hesabı yapılıyor. Sonuç bunları çok ta ilgilendirmiyordu, çünkü öyle ya da böyle bu yarışma bitecek, kim kazanırsa kazansın, siyasi parti darbe sonucu gibi olsun isterse efendim önemli olan ceplere para akmasıydı, netekim öyle de oldu.

Sadede geleceğim, reklam bitti ben hala şok şok sevinmeye, nefesim tutuk halde izlemeye devam ediyorum, ne kadar dürüst ve nerede ne yapacağını bilen bir millet canım diyorum sürekli ve ardı ardına milletimize şok sevinç nidaları atmaya devam ediyorum(!)

Sonuçlar açıklanıyor..Hiç te düşündüğüm gibi çıkmıyor. Onca sevindiğim(!) boşa gidiyor adeta ve tam aksine malum açıklamadan sonra hızla yükselen oy oranları yarışma boyunca adabıyla finale kadar gelen ve ekranda bir takım şeyleri çıkarları için kullanmayı düşünmeyen Zeynep’in olduğunu görüyorum..

Bundan sonrası için haleti ruhiyemi siz tahmin edin artık..Son ana kadar o şok sevinç(!) oluyor mu size çok sevinç..

Benim milletim artık karayı görüyor yahu!..

Sezence 12.03.2007

AŞK VE ACI (SON)
Acı güzeldir senin için sevdiğini görebildiğince ve sözleri acı olsa da çekmeye değer dersin başında yine ağrılar vardır o gülsün mutlu olsunda ben ağlayayım. Ne olur ki o mutlu olsun. Dayanamazsın seni istemediğini bile bile konuşmak istersin sonra neden böyle dersin acaba neden böyle oluyor birini seversin gerçekten o seni sevmez biri sever seni sen onu istemezsin
maziye dalar gözlerin aklına onun için terk ettiğin şeyler kişiler gelir acaba gerimi dönsem onlara
ama olmaz ki.Mutsuz olurum dersin yinede karamsar sın artık
Aşk neden acı ki artık susmalısın unut onu dersin ve karar verirsin artık onu hiç aramayacağım diye hiç konuşmayacağım diye eline resmini alırsın son kez bakayım da öyle yırtayım dersin bakarsın gözlerin dolar öpersin ve koklamaya başlarsın sanki sevdiğinin kukusunu duyacakmışsın gibi.Resmi öpünce onu öpüyormuşsun gibi ama yok ne onu öpüyorsun nede onu kokluyorsun resme düşen her bir damla sanki sen değil de resimdeki ağlıyor gösterir sende elinle resim deki göz yaşı damlalarını silersin çünkü unun ağlamasını hiç istememiştin istemezsinde dudakların bir kere daha göz yaşlarının damlaları ile ıslanır damlaları içine çekiyorsun belki içindeki yangını söndürür umuduyla ama her bir damla içindeki yangını iyice artırıyor vaz
geçiyorsun onu görmekten vaz geçiyorsun sesini duymaktan vaz geçiyorsun gülmekten
ve mutlu olmaktan ama gel gör ki.

Sadettin KENKAYA  12.03.2007

AŞK VE ACI-3 Korkudur bu başka bir şey değil kaybetme korkusu sonra başlar hüzün ansızın için cız eder acaba şimdi ne düşünüyor dersin tekrar aramak istersin ama korkarsın rahatsız olur diye bir düşünce alır seni şimdi ne yapıyor diye hep o düşünceyle yaşarsın geceleri gündüzleri şimdi ne yapıyor dersin acaba beni hiç düşünüyor mu?
Ve aklına o söz gelir şimdi onunla mı? Yoksa onun lamı konuşuyor ve gözlerin dolmaya başlar acaba dersin hep acaba elini tuttu mu? Hiç onu öptü mü? Sonra kalbin cız eder başın vücudun birden tüm gücünü yetirir bir yerlere uzanmayı hissedersin ve yanlız kalmayı arzu edersin ağlamaktan başka çaren yok çok seviyorsun ama sevilmiyorsun ondan kötüsü sevdiğin başkasını seviyor ve konuşmak istersin onunla sevgilisi hakkında bu ona acı verir üzerim ama yine de istersin nedenini bilmediğin bir his korkarsın tabi ki onunla söz edince ona olan sevgisi artıyor mu diye yinede sorarsın duyduğun her söz seni öldürür aslında bir kurşun gibi saplanır kalbine bir acı.
Sonra bir gün gelir senden ilgisini kesmeye başlar işte yıkıldığın an ne garip bir duygu aşk başkasıyla konuşmaya başladığı an için cız eder artık susma vaktin geldi. O seninle konuşmak istemiyor derdini aşkını içine gömeceksin ve tek dostun olan gecelerde sırdaşın olan göz yaşlarına sığınacaksın.
Hep onu düşüneceksin ama hiç umrunda olmadığını düşünme den de edemiyeceksin sessizlik senin şimdiki kaderindir konuştukça senden uzaklaşıyor çünkü gizlice onu izleyeceksin onu dinleyeceksin bazen her hareketi her sözü seni yıkacak ama yinede devam edeceksin üzülsen de kahrolsan da başka çare mi var. devamı var

Sadettin KENKAYA  11.03.2007 Devamı var.

AŞK VE ACI-2 Ama benim başka bir sevdiğim var der; Bütün umutlarınız yıkılmıştır işte o an bütün duygularınız param parça olmuştur birden gülen o yüzünüz tamamen değişir sanki bahar yaşıyorsunuz aniden birden bire hiç bekleme den kara kış gelir fırtınalar eser gökler gürler gözleriniz dolar işte on kalbiniz sızlar bu acıdır.
O an tamamen baharın kış olur ve gönlünde açan tüm çiçekler bir anda solar duyduğun bu söz çok sevdiğin işte bu hayallerimin sevgilisi dediğin kişinin ben başkasını seviyorum demesi ve bunu duymakla birlikte gözlerinden yaşlar akmaya başlar yanağından süzülür ve kalbine yaklaşır.
Kalbindeki o büyük acıyı ateşi söndüreceğini umarsın onun seni sevebileceğini umduğun gibi ama damlalar yanağından aşağıya doğru iner ve sonra yere düşerler kalbine düşmesini beklerken her damlanın kalbine düşmesini isterken kalbindeki acıyı dindirmesini umut ederken damlalar teker teker yere düşer umutların ard arda yıkılmıştır.
O zaman aklından neler geçmez ki insanın çıkıp dağlara feryat etmek ister belki insan ateş olmak her yeri yakmak ister bir an ölüm aklına gelir ölmek ister ama ölmek ayrılmaktır sevdiğinden ayrılmaktır varsın sevmesin dersin o an ama yeter ki sesini duyayım yeter ki onu göreyim varsın acısın kalbim varsın her gecem zehir olsun ama yeter ki o hep olsun cesaretini toplarsın ve telefonunu eline alırsın ellerin titrer o an numarayı her çevirişinde çalmaya başlar
telefon ve işte gelir o ses alo bir anda kalbin duracak gibi olur sesin titrer çok garip olursun oysa daha önce nasıl konuşacağın neler söyleyeceğini planlamıştın ama hiç biri ağzından çıkamaz başlarsın saçmalamaya ve korkarsın acaba yanlış mı anlıyor diye sonra kapanın telefon ve sen dalıp gidersin amansız hayallere.
Sadettin KENKAYA  09.03.2007 Devamı var.
KADININ ADI YOK

Kadının adı yok biliyor musunuz?

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü..Bana göre takvim yapraklarında teğet geçilecek sıradan bir gün değil biliyor musunuz?
 
Elindeki hamur kokusuyla, bereketin simgesi kadın
Kadın..Yüreğindeki sevda od'uyla susmayı altın bilmiş kadın
Kadın..Adın yok sanın yok
Sen yoksun aslında kadın
Ha varsın ha yoksun
Varlığın kadar yanacak od'un
Varlığın kadar yücesin
Olmayan
Yalnızca adın..
 
         Ellerin hamur kokulu,gözlerin umut dolu,yüreğin dünyalar kadar büyük..Kadın..Ezilmeyi marifet bilmişsin,her zaman çaresizliğine boyun eğmiş,sabır etmeyi öğrenmişsin..Güçlü,hem de çok güçlü omuzların var Ademoğlunun yüce anası..Sen taşıyorsun dünyanın binbir kahrını..
Kadın..Sömürülmeyi yeğlemişsin çaresizliğine bir kere..Susmuş,susturulmuşsun..Sustuğun kadar yücesin,sustuğun kadar hakkın var kadın..Sustuğun kadar adın var..Okumasan da,okutulmasan da kitap gibi yazılmış yüreğine senin analığın..
 
         8 Mart Dünya Kadınlar Günüymüş,,Bu günün adına çeşitli konferaslar, seminerler, toplantılar vs.vs. yapılarak kadına verdiğimiz önem üzerinde durulmaya çalışılıyor.Ama bu tarih yılda bir gün kadının adını koymaya çalışıyor..Yalnızca takvim yapraklarında..
         Oysa gerçekte öyle mi?
         Yurdumuzda 8 milyon okur-yazar olmayan kadın mevcut. Okuyan kesimden ise, her 100 kadından 2 si yüksek öğrenim görüyor.Yani kadına eğitim alanında tanıdığımız hak sadece %2..Güler misin ağlar mısın! Şu yüzyılda hala daha kızlarını okuldan parsel parsel kaçıran zihniyet var. Ya da okuyup ekonomik özgürlüğünü eline almakla birlikte,dünyaya geniş bir pencereden baksın istemeyen kafalar yığını var..Daha da kötüsü kız çocuklarını okula gönderince başına taş yağacağını düşünenler var.Ben hiç duymadım bugüne kadar,bu sebepten başına taş yağan kimseyi..
         Kadının eğitimi şart.En az erkeğin hakkı olduğu kadar kadının da bilinçlenmeye,çağdaş düşünmeye,yaşamaya hakkı var.
         Yurdumuzda kadınların büyük çoğunluğu tabiri caizse işsiz emekçi, ya da ücretsiz işçi konumunda aileye katkısı olsun diye çalıştırılıyor.
         Bir diğer husus, evlilik konusunda da söz hakkı olmayan kadın..Yani şu anda görücü usulüyle zoraki evlilik yapan kadın oranı %40..Düşündürücü değil mi?
          Fiziksel güç olarak erkek her zaman üstündür bu bir gerçek..İşte bu sebepten olsa gerek, otorite de onda, söz hakkı da onda olmuş demekki..On fırın daha ekmek mi yemeli ne yapmalı bilmiyorum ( ki fiziksel güçle birlikte kadının da söz hakkı olsun.Kadın güçlensin,kadın- erkek eşitlensin.Böylece şiddete maruz kalan taraf ta eşit olsun değil mi?(!)
        Şu anda dünyada her yıl binlerce kadın "Namus belasına gardaş döktüğümüz kan bizim" sloganından yola çıkarak şiddet görüyor ve hatta öldürülüyor.
        Kadın öldürülüyor!
        Kadına, kadınlarımıza " yaşama hakkı" verilsin!
        Eğitim hakkı verilsin! Gönül ister ki söz hakkı verilsin..
        Aile baskısı, dayak, töre-namus cinayetleri hala kadını hedef almaya devam ediyor.Çalışan ve eğitimli kadına tanınan haklar dahi erkeğe tanınan hakla aynı değil..
        Kadına verdiğiniz,ama bütün kadınlara verdiğiniz değer aslında annenize, aslında kızınıza, aslında içinizde her zaman için yaşayan ve sizinle birlikte ölecek olan annenize verdiğiniz değerdir biliyor musunuz? Kadına eğitim hakkı tanımıyorsanız aslında, içinizde hep var olan annenizin cehaletini istiyorsunuz, söz hakkı olmasın istiyorsunuzdur. Kadına şiddet uyguluyorsanız, aslında içinizdeki annenizi eziyorsunuz,ona şiddet uyguluyor ve hatta onu öldürüyorsunuzdur.
        Bu bir döngü biliyor musunuz?

SEZENCE     08.03.2007   

AŞK VE ACI
Herkesin kendine bir pay çıkaracağı hayatınızdan bir şeyler bulacağınız bir öykü
aşk çok güzel bir şeydir ama bir o kadar da acı verir insana bir gencin aşkını öykü etmek istedim gerçek bir sevginin ilk görüşte aşkın ne demek olduğunu göz yaşının ne anlama geldiğini anlatmak istiyorum bu öykümde.
Yeri boş verin dünyanın herhangi bir köşesi belki sizin mahalle belki de sizin kapınızın önü kim bilir belki de öykünün kahramanı sizsinizdir. Birini seversin hani bu öyle sevgi değildir
gelip geçici değildir gelip geçmesi sevenin ölümüne bakar eğer ölürsen işte sevgin bitmiştir o an
yoksa hep yaşar kalbinde birden olur aniden başlar her şey ilk görüşte derler ya hani öyle bir şey işte.
Sonra kalbinde bir his olur çok hoştur tarifi yapılamaz ancak bu hissi yaşayanlar bilir
sonra açılmak istersin ona hani olur ya belki oda seni azcık olsun seviyordur hani olur ya belki sever oda seni ama birde bakmışsın ki hayallerinin prensesi bir başkasını seviyor. Hani demişler bir düşünüre neden evlenmedin diye oda demiş ki hayatımın kadınını arıyorum. Tekrar sormuşlar bulamadın mı? Bu zamana kadar diye oda hayır buldum demiş peki neden evlenmedin diye sormuşlar tekrar oda evlenmedim çünkü oda hayallerindeki erkeği arıyormuş. İşte gider açılırsınız dersiniz seni seviyorum diye aslında demek hiç istemezsiniz ama o söyletir kabul etmeyeceği halde neden ısrar ederler anlayamazsınız ama olur ya bir ümit, belki dersiniz ve seni seviyorum sözü ağızdan çıkar bir an sonra beklersiniz derin bir sessizlikte ondan gelecek cevabı;
Hı der teşekkür eder neden olmasın der umudunuz iyice artar dünyalar sizin olmuştur o an
ve sözün devamı ise işte o devamında duyduklarınızı ve on ki hislerinizi kimsede bilemez bir siz bir kalbiniz birde ALLAH bilir.

Sadettin KENKAYA  07.03.2007

  KISIR DÖNGÜ

ağacın dibini kazdım
kendime küçük bir mezar yaptım
ölmeden gördüklerimi sakladım.
olur ya,canım sıkılır,ölüm sıkılır
açar bakarım..
doğru bildiğimizin ne kadarını hakikat sanmışım
hakikatin hangi kıvamında kaçıncı yaşında
son bulmuş haybeden yaşamım..
gizli öznenin(!) hesap listesinde
boşluğun ne kadarını dondurmuşum?
ne kadarını boş doldurmuşum..

boşlukta yine,
kalemim tükenirken,yeni mürekkepler buluyorum
seviniyorum hiç bitmeyecek gibi..
kalemim bitiyor,
kelamım bitmiyor..
şeytan mı aldatıyor beni,ben mi Tanrı'yı
aman Allah'ım !
yazıyorum..
haşa,o vazifeyi gören meleklerimiz vardı hani
öyleyse ben neden kazıyorum
dibini bucağını
yaşa ve geç zaman;
her şey yalan
kelam bitiyor..
anlıyorum ki
tüm bunlar yalnızca ben(im)
göz yanılsamam..
11.12.2006 Hülya Balıkkaya
    ŞİİRİYORUM

Bir şiir görüyorum
Satır araları gözyaşları,
Okudukça akıtıyor içine,
En savunmasız duyguları..

Bir şiir ağlıyorum
Acımasın mısraları,
Kalmasın bir şiire çekemediklerimiz
Tonlarca yükün ağırlığı.
Mütemadiyen aşk.
Damıtılmış..

Bir şiir ölüyorum
Hani nerde delikanlı?
Sonuncu mısraları donmuş kanlı,
Sıfırı tüketmiş bir ömrün kırıntısı gibi.
Çözüyor ölümün içinde bir şiiri
Bir şiirde ayıklıyorum
Ölümün buzdan tümcelerini:
"Kirletilmiş akmayan kanıyla cepsiz kefeni
Saf duruyor ardındakileri
Hakkı(na)helal eyleyenleri"

Bir şiir biçiyorum yaşama
Kentlerin ortasında eli yüzü boya fıçısı
Bir kadın!
Maskesine tapmakta
Playbackler yapmakta
Ezbere sunulan yaşamlara

Sakızına yapışıyor kadının etten duvarları
Çiğnedikçe tükürüyor lanetini yüzüne
Sillesini yerken doymuyor eksildiklerine
Sabote ediyorum,
Haybeden bu soykurum gergefine!
Yazıyorum işte kızıyorum,yazık
Bir şiir harcıyorum bir ömürlük,bunlara.
Hem de şiir posasında..

Bir şiir hesaplıyorum
Yerli yerinde 29 a-be-ce'si
Bir bilinse mekanı,yeri;
Çözüverecek sanki evrenin tüm gizini
Benliğimizin izini(!)
Korkuyorum tövbe!!
Korkuyorum! Hesap vereceğiz.
Sanki büyük hesap içinde gizli..

Şeytan! Çık aradan
Aklımı oynama! Günaha sokma beni!

Bir şiiri avutuyorum
Acısız sancılı hayat yokuşlarında
Avutuluyorum..
Bu gün,bu gece
Nereye gidiyor,hergün hergece?
İşimiz aşk! İşimiz sevmece!
Kaygımız bu..Bilmiyoruz,konuştuğumuz dil nece
Kızımız var oğlumuz var,
Aklımızı üleştirmişiz şaşıyorum!
Avutuluyoruz hep birlikte..

Şiir seziyorum
Hep bir kördüğüm
Apaçık gördüğüm,çözüm(süz)yorum
Kelimeyi süzüyorum..
Açısız bir görecelik,gördüğüm
Kıvrımlarında bulunacak sorduğum..

Mutlu bir şiir istiyorum
Annecim seni özledim
Sevgilim hoş geldin
En kötü günümüz böyle olsun derim
İyi ki doğdun dedeciğim
Benim sevgili şiirlerim
Bugün de sizi seveceğim..

HÜLYA BALIKKAYA 13.11.2006
YAZ ÇOCUĞUM

Ziya'nın fikrini sına
Sana mı demiş
Demiş mi şuna?
Boz niyetini
Sat beşine üçünü
Dengele sözünle gücünü..

Sıra sıra dizilir insancıklar
Bakınır, pazara verir ipini
İpin kaçı kaç kuruş ki
Görürsün bilemezsin takas edilir emek
Sat beşine üçünü
Emekçinin gücünü
Devran döner
Dönmez! Bu sabit ajdan öteye gidemezsen
Sayışamazsın, fizanı zimmetine geçirsen..

Hülya BALIKKAYA02.12.06
 --bilimi-yorum--

Beşikte bir yavruyum
Doğmadan çizilmiş yolum
Yavaşça gözlerimi açıyorum
Daha geldiğimde ağlıyorum.
Bilmiyorum:dönüşe mi gülüyorum..
Boyut farkıyla yırtıyorum bilgimi
Aralıyorum gibi evrenin gizemini.
Bilmiyorum.
Bilmek istiyorum bilmeyi,cevizin kabuğuna sığmadığı yerde
Bilmek istiyorum ne olur acaba hakikati görünce
Ölünür mü daha yürümediğim beşikte
Ya da er/ir miyim bilginin sonsuz zerresinde..
Bilgi nedir diye sorasım geliyor
İçinde gizli bir cevap beliriyor
Kabuğundan taşan bir ceviz gibi
Beyin kendini kendine zorluyor
Kendi içinde kendini sorguluyor..

Hülya BALIKKAYA27.11.06

A N K A R A

Kaşların hep çatık,hep kara
Nedir bu öfke?
Kim kızdırdı seni böyle?
Yüreğin hep soğuk
Yolların, suyun, havan boğuk.
Seni de senden aldılar
Safiyetini bile çaldılar
Bağladılar Ankara'm ellerini
Suskun,şaşkın bakıyorsun şimdi;
"Nereye götürüyor bu insanlar beni!"

Özledin sen sarı saçlı Küçük Bey'ini..

Eyvah yine
Bugün aylardan on
Günlerden Kasım değil mi?
Nasıl da acıtır her seferinde beni
Yoksa..
Yeniden mi öldü tarihin mucizesi?
Hani ağlayan? Kimse de yas tutmuyorki???
Senden başka..
Elde avuçta kalanımızdan başka..

İşte bayraklar da çekildi
Saat dokuzu geçti
Her yerde bir hüzün
Acı siren sesleri
Yeniden yeniden haber verir gibi
Gidişini..
Kuşlar suskun
Yaprak bile sararmış yerde.
Tam huzura ereceğimiz yerde!
Manası eksik bir cümleymiş gibi
Harflerinden çalınmış, bozguna uğratılmış.

Zamansız veda böyle mi olurmuş?

"Umutlarınız tükenmesin"
Umutlarımız tükenmedi..

Beklenen gün gelecek Ankara'm
Haydi gül biraz Atam'ın hediyesi
Belki de bu sızı, bir doğumun öncesi..
10 Kasım 2006/1938
Değişen ne oldu? Ne yönde oldu..
Hülya BALIKKAYA.10.11.206

        -Gittin Ecevit-

sende ecel korkusuydu, bize yansıyan Ecevit korkusu
biliyorum böyle olsun istemezdin..
ama temiz, ama cesur, ama suçsuz
ama şiirlerin tadımsız biraz
yanına biraz daha umut mu yüklemeli ne?
gittin..
böyle olsun hiç istemedin..
hep istedin gülen gözlerle yurdum insanını görmek
suçlular suçunca çeksin cezasını
soyup soğana çevirmesinler vatanı
sömürülmesin küçük başlar değil mi?
herkeste payına düşeni yaşasın..
yaşasın haklarımız!
ama olmadı
biz hiç istemedik ki böyle olmasını..
oturup şiirler de yazdın
ama yalnız kendini buldun
bilmem neden sen pek anlaşılmadın
halbuki temiz beyaz güvercinlerin vardı
mahpuslarda bazı bitlendikleri olurdu
ama azat ettin ya onları
hiç anlamadılar ya seni
korkun yersiz değilmiş demek ki
sendeki ecel korkusu bizdeki Ecevit korkusu
senin gibi olamayanlardan..
bilmem belki başka yüzde gene gelirsin ha?
bu kez bilinçli, yine tek baş, dimdik
korkularını yener de gelirsin kim bilir?
güvercinlerini ayıklarsın da bitlerinden
dönüşün daha temiz olur kim bilir.
yine de rahat uyu Karaoğlan..
biz biliyoruz içindeki beyaz güvercinleri
ben biliyorum şiirsel bir adamsın hani
bu yüzden korkutmamalı güvercinlerin bizi
ürkütmemeli..varsın uçsunlar istedikleri gibi..
H.Balıkkaya 06.11.2006

    - BİR KASABA -
kasabı et bekliyor
vitrini kokuşmuş açlıktan
yüzüne yüzüne vurulmasın istiyor
açlığın acıklığın tokadı..
istiyor kokuşmayan bir muhabbet
konuşuyor gel de gör bir seyret
muslukları akmıyor ışıkları bakmıyor
bir kasaba..
bir kazaya uğratır belki
kendini düşünenleri
kaza olur bir kasaba..
özgürlüğün yalnız soğukluğunda..
tekil özgürlük çoğul mahpusluk
kimine göre bu haksızlık
bir ömür bitirmeden
hakedilmiş bir yalnızlık..
bir kasaba
köylüm güzel köylüm barınıyor bağrında
güzel bebek gözleri herbiri
büyüğü küçüğü ninesi dedesi
güpegündüz bile seyrediyor bir hayat
gayet ciddi gayet sıradan ve rahat..
ne bir beklenti var ne bir kaygısızlık
gayet telaşlı gayet yarıncı ve yazık..
bir kasaba..
yarınını bugünden garanti etmenin ilk durağında..12.10.2006Hülya BALIKKAYA

   --yazamıyorum--

en kırılgan yerindeyim yaşamın
çıt kırıldım kelimelerim bile
yaşım 24 olmuş daha mı öğrenemedin kırılmamayı
demezler mi adama
hala mı acıtıyor birilerinin sözü
dedelerimizin ölümü
ki aradan 10 yıllar geçmiş
10 yaşlarım bitmiş..
hala mı ağlıyorum en bardak dolusu yağmurlara
yazamıyorum
kırılıverir de harflerim en ince yerinden
bir daha ne sizi anlar ne beni dinler
susuyorum hapsetmişim kelimeleri
susturuyorum beni izleyenleri
nereye varır bu filmin de the endi
merak edip seyrediyorum kendimi
bitmiyor..uzadıkça uzuyor yolların şeridi
sayamıyorum..
ömrümün ayak izlerini
bana çaktırmadan sessiz sedasız gidişini duyuyorum
ölüm istiyorum yeniden
ağlamak var tabutuma eğilip sarılmak kendi cenazeme
doyamadım eyvah gençliğime..
sonra yine dedem oluyorum en kır sakalıyla
en veremli yıllarımızı anımsıyorum
ki o yıllar veremin endemik yılları
ateşimiz yükseliyor öksürük boğuyor
sevmeyi de bildiğimiz yıllar
veremi bile seviyoruz
ondan kalana aşık bile oluyoruz..
olamıyoruz..hayıflanıp imrenip kalıyoruz
kasıyoruz kendimizi hayatın oyunlarına
oyun bile oynamıyoruz hala
ki oyun moda şimdilerde
oynamayan bile kaybediyor
ya ebesin ya sobe diyorlar
önüm arkam -ebe-
yaşam ölüm -sobe-
izliyorum
sobeleneceğimi bile bile..
acıyorum
sancıyorum
şaşıyorum
kızıyorum
özleyecek miyiz hamur kokulu mektuplarımızı
ayıp mı oldu yoksa özlemek
ki sanal moda artık
buldun bulamadın davası şimdiki
derdimiz büyük ki bulamadık gitti
acımız var acımız büyük
herkes aşkla meşkle uğraşırken
baksana yakışır mı neleri konuşuyorum
ayıp demezler mi adama
ayıp oluyorum sonra..ayıp
sakınıveriyorum gözyaşlarımı içimde istifliyorum
ilerde olur ya ağlamayı sanaldan ağlamaya başlarız
anımsarız bir zamanlar ağlamak vardı
kırılmak vardı bilemediğin dost kimliklere diye
derken gece yaklaşır bir ömüre
açar seyrederiz ömrün serüvenini
kendimize sakladığımız derdimizi..
özleriz bize yabancı dost kimliklerimizi..
20.09.2006 Hülya BALIKKAYA
          ÖZLENEN
Bir hasret kurusu oldum
Özlüyorum..
Ama yok..
O benim yalnızlığıma,ben şunun yokluğuna alışmalıyız..
Hep özlenen daha çok özlemek için sevilmez mi?
Hasretlik değil midir nostaljiyi yaşamak?
Özleneni bırakıp gittiği yerde anımsamak?
Özlüyorum ben de
Bu da varmış kaderde
Sineye çekip düşeceğiz derde
Lakin bir çırpıda çekemeyiz
Ne bir tiyatro bu,ne beyazperde..
09.10.2006   Hülya BALIKKAYA
KÖYÜMÜ ÖZLEDIM

BALIKKAYA BASINLA
MAHMARI CAYINLA
KEKEC KORUNLA
ÖZLEDIM KÖYÜM SENI

YAZ SICAGINLA
HARMAN TOZUNLA
SONBAHAR RÜZGARINLA
ÖZLEDIM KÖYÜM SENI

YESIL KARSIYAKANLA
SOGUKSULU YIRCENLE
PARKE TASLI YOLLARINLA
ÖZLEDIM KÖYÜM SENI

SICAK INSANLARINLA
ERIK ALTI SOHBETINLE
MISAFIRPERVERLIGINLE
ÖZLEDIM KÖYÜM SENI

14.4.1996 ALMACIK ERCAN
      YAZIYORUM
Bana yaz diyorlar
Yazıyorum..
Arıyorum ki umudum var hala
Beklentiler ötesindeki perdeden
Açılır da ''sen''çıkarsın belki içinden..

Yazıyorum
Yazdıkça büyüyorum.
Büyütüyorum oldukça
Çocukluğumu..
Hayal meyal bir sis perdesi
Bir 'aralık' akşamı
'Ara'lanıyor gibi
Oluyor..
Büyüyorum eskisi gibi
Bir soba harıl harıl harlıyor
Küçük bir de güğüm..
Keyfimizin az geldiği yerde
Sıcacık,candan bir çay demler de
Annemiz,
Keyfekedere geliriz..

Dışarıda lapa lapa
'Kar'
'Pamuk' gibi..
'Mülteci' sanki..
Kendi öz vatanında..
Neden korkmasın
Sevdadandır biraz da korku..
Anavatanında
Yağmak..
Özgürce..
İstediği yere konup ta
Titreye titreye..
Sevdadandır..

Yazıyorum
Belki şair yaparlar..
Bir de şöhret oluruz
Durduk yerde..
Durmasak ta olmuyor..
Elimiz kolumuz bağlı.
Yoksa çıkamayız
İşin içinden..
İçin için ağlamak niye?
Yazıp kelimeleri ağlatmak varken..

Yok kıyamam size
Başka dillerde yoksunuz.
Başka dil bilmiyoruz..
Olsa da yazmazdık zaten..
Siz bu yurdun;
Yurdun en şık grubusunuz..

Yazıyorum
Bilmem bu yazıncı kaç
Geçti üstümüzden..
Rengarenk..
Ruhumuzu şımarttık..
Hip-hop tarzlar edindik.
Herkes te bir tel
Edinmiş..
Ancak bir telde 7 ayrı kardeş
Nasıl oynarmış 7 notaya eş?
Düşünmemiştik..

Yazıyorum..
Soğuk damlıyor penceremin camından içeriye.
Buyur ediyorum dışarıda üşümesin diye..
Acıkmış biraz
Ekmeğimi paylaşıyorum katı bir yağ ile
Soğuk bu ya
Eritemiyor,boğazına duruyor
Durdurak bilmiyor..
Soğuk;ben buyur ettikçe..

Yazıyorum..
Kışıyorum..
Bahara..Yorum yok..
En çocuk hallerimizi ele vermeyelim
Sevmenin mevsimidir bahar..
Harıl harıl ısıtır içini
Donarsın,farkına varmazsın..
Kanarsın bile..Farkına varamazsın..
Varsan zaten kanmamışsın..
Bize kanmak yakıştı:)

Argo deyimiyle
Bir manita;
Bir partner;
Her eve lazım iki nefer..
Aşkın bekçileri
İşi olmayan giremez
Aşk zaten bize yetmez..
Çok gelir..
Geç kalıyoruz
Aşka başka sefer
Buluşuruz..

Yazıyorum yine
Gecenin koyu kıvamı
Acıkmışım..
Yoğurtlu ıspanak karması
Daha da yaz diyor..
Uykum geldi diyorum
Bak görüyor musun?
Hala yazdırıyor..

Yazmak gerekçeydi
Yaşamaya..
Çünkü sevmeye
Gerekçeydi..
Çünkü yemeye..
Çünkü içmeye,uyumaya
Sormaya; saymaya
Adım adım
Olmaya..
Derken sabah oldu yine..
Yaşamaya..
Demsiz bir kahvaltı tadında
Hey! Akşama görüşürüz..
Sizinle başbaşa kalmaya..
Ve yeniden
Ve yine ikilem..
Çözüm: Yazmak gerekçeydi
Gerekçemiz yazmak
İyi yazmalar..
İyi yaşamalar..
18.09.2006       Hülya BALIKKAYA
UÇAŞK
Kağıttan uçaklar yaptık
Uçtu gitti
Gördüğümüz uzak yıldızlara..
Ne bilet alabildik
Ne bir daha görebildik..
Mahvolduk Tanrı\'m bittik!
Yıldızlar kadar parladı gördük.
Ne varabildik yanına
Bir daha
Ne erebildik..
Korkarım
Biz aşkı böyle sevdik..
09.09.2006

Hülya BALIKKAYA

SAATLER GEÇİYOR
Saatler geçiyor.
Yelkovan takipte akrebi..
Ona erişmeye hep ramak kala
Erişemiyor ve bir gün daha tükeniyor..
Saatler geçiyor karanlık kuytularda
Bir çocuk gülümsüyor bir kedinin sevimine
Bir diğeri ağlamaklı annesine küskün..
Saatler ağlıyor her tarafta haykırıyor
Zamanı tutamıyorum!
Saatler geçiyor
Masum köylü sıcakta kavruluyor orağıyla
Zalim burjuva sırıtıyor pis ağzıyla..
Bir yanda sessiz insanlar ses arayışında
Bir yanda açlık,yoksulluk saatlerle yarışta..
Bir yanda savaşlar. Çok soğuk! Çok sıcak!

Kimi paranın peşinde,
Kimi sevginin düşünde.
Kiminin yaşları dinmiyor,
Kiminin nefreti bitmiyor..
Kiminin sevdası yetmiyor,
Alıp başını gidiyor bu diyarlardan..
Saatler geçiyor zamanın vurgununda..
Günleri,ayları,yılları barındırıyor bağrında..
Seveni,sevileni,parayı,pulu..
Masum köylüyü,zalim burjuvayı..
Savaşları barındırıyor.
Herbirimizin düşünü,
Kolayları,tutunamayanları..
Bu dünyayı upuzun bir rüya gibi..
Upuzun bi kabus..
Saatler aydınlığa erişemiyor..
Huzur yok..
Gün geliyor saatler çıldırıyor..
Zamanı tutuyor..
Olduğu yerde sayıyor..
işte o gün insanların hesap günü oluyor ..
H.BALIKKAYA 19-01-2006
TOLGA'M
Ne güzel bir bebeksin
Kocaman maviş gözlerin
Semaları kıskandırır

Cıvıltılı minik sesin
Ne de güzel "teyzi" dersin
Maviş nazar değmesin
Sen rüyalardan mı geldin
Şimdi nereye gideceksin?

Pamuk pamuk ellerin
Hiç kirlenmesin..
Hele minik aggaba(!)ların
Ayaklarına ne yakışır
Cıvıl cıvıl dillerin yok mu
Kulaklarıma yapışır.
Sesini unutamam
Resimlerine doyamam
Bebek hep gülesin
Allah iyiliğini versin..H.Balıkkaya 09.08.2006
LALE DEVRİ ÇOCUKLARIYIZ
Aşk..Bize yasaklandı Lale!
Hadi inadına parlat gözlerini
Aşı boyalı kadınlara inat
Aç sonuna kadar perdelerini..
...
Aşk..Olmasa da olur be Lale!
İnadına şiirler yazarım adına
Sana gelirim ben arada
Kendimden geçtiğim o dar aralıklarda..
...
İnat bu ya
İğnenin deliğinden geçeriz
En sığ göllerde yüzeriz
Dolu dolu hüsranın tadına gideriz
Acı bu ya! İnadına severiz..
...
Anlam yükledik te ne oldu bu hayata?
Öylesine büyük yüklerle dolaştık sırtımızda!
Merak mıydı bu yoksa baştan mı alacaktık?
Amaan boşver! cümlesini dar zamanlara sakladık;
Oysa ne çok canımızı acıtırdı.
...
Herşey bir yudum gülümseme içindi;
Hepsi de bizden birşeyler alıp gitti..
Çaldıklarımız yalnızca yüzümüzdeki kırışıklar değil miydi?
Sence değer miydi mimikleri hoyratça kullanmaya?
Ya da maddeye bunca mana yüklemeli miydi?
...
Belki zamansız geldin be Lale!
Aşk şarabından içilmiş dibe vurmuş şişeler.
Ya huzur şarabından en son ne zaman içmişler?
Daracık duruyor belki şu zamanlar,mekanlar
Görünen yüz kocakarı gibi buruşuyorsa
Bırakalım..
Görünmeyen yüze de biraz birşeyler kalsın..
30.06.2006 H.BALIKKAYA
--- GEREKÇE ---
Yaşamak gerekçeydi
Yazmaya..
Yazmasak bilemezdik
Gerekçemizi..
(Sevmekmiş biraz da yazmanın içeriği)
Anlayamazdık
Kafiyelerin duygularımızdaki bambaşka yerini..
Sevmek gerekçeydi yazmaya..
Yazmasak bilemezdik
Kendimizi ne denli önemsediğimizi..
Tadına varamazdık
Kimliklerimizdeki adımızın
Ehemmiyetini göremezdik..
Sözlüklerde yok zaten
Uyak, ritm, ahenk, renk te değil bu
Cümbür cemaat toplanıp ta gitmeli
Nüfus memuruna ki
O da çoktan adını çözmüştür.
Kendi adını!
Oysa adımızın adı yok onlarda
Herkes bizatihi kendinden sorumlu buralarda
E adımızı da anlamak bize düşer
Deyip koyulduk
Olanca gücümüzle yazmaya..
Yanımıza peynir-ekmek filan da almadık
Kağıt-kalem yetiyordu
Kalabalık otobüs yalnızlıklarında
Yaşamaya..
Ciddiyim bak kendimizi anlamaya
Hey okuyan! Gülümseme durduk yerde
Şimdi gülersem ağlıyorum sanırsın
Bu yalnızlık denen hayat treninde
(Çok ta yavaş gidiyor.
Halbuki teknoloji diye bir şey var ki
Ürettiği aşklar çok hızlı
Yetişemiyoruz henüz buralarda..)

Aklıma bir soru takıldı
Sübabını çektiği hayat-i zatların
Aşkları n'olmuştur acep
Aşkın sübabının çekildiğini
Duyamadık henüz..
Ruh gibi bir şey olsa gerek bu.
Lojistik açıklama yapamıyoruz.
Henüz lise mezunuyuz..

Ölenle ölünmüyor ancak;
Aşka yazık kurtarılsaydı bari..
Onca emek verilmiş.
Demek buymuş onun da sonu..
Vah yazık..
Bilse ''yürek''gezdirir miydi bedeninde
Şimdi tek iken iki canlı gitmezdi
Acı çekmezdi
Buradaki gibi ebedi yerinde..
''Oysa biraz da acıdır aşkın mayası
Kaçınamazsın''
Der miydi şair durduk yerinde..
Hülya BALIKKAYA 28.08.2006
-GEREKÇE-
Yaşamak gerekçeydi
Yazmaya..
Yazmasak bilemezdik
Gerekçemizi..
(Sevmekmiş biraz da yazmanın içeriği)
Anlayamazdık
Kafiyelerin duygularımızdaki bambaşka yerini..
Sevmek gerekçeydi yazmaya..
Yazmasak bilemezdik
Kendimizi ne denli önemsediğimizi..
Tadına varamazdık
Kimliklerimizdeki adımızın
Ehemmiyetini göremezdik..
Sözlüklerde yok zaten
Uyak,ritm,ahenk,renk te değil bu
Cümbür cemaat toplanıp ta gitmeli
Nüfus memuruna ki
O da çoktan adını çözmüştür.
Kendi adını!
Oysa adımızın adı yok onlarda
Herkes bizatihi kendinden sorumlu buralarda
E adımızı da anlamak bize düşer
Deyip koyulduk
Olanca gücümüzle yazmaya..
Yanımıza peynir-ekmek filan da almadık
Kağıt-kalem yetiyordu
Kalabalık otobüs yalnızlıklarında
Yaşamaya..
Ciddiyim bak kendimizi anlamaya
Hey okuyan! Gülümseme durduk yerde
Şimdi gülersem ağlıyorum sanırsın
Bu yalnızlık denen hayat treninde
(Çok ta yavaş gidiyor.
Halbuki teknoloji diye birşey var ki
Ürettiği aşklar çok hızlı
Yetişemiyoruz henüz buralarda..)

Aklıma bir soru takıldı
Sübabını çektiği hayat-i zatların
Aşkları n'olmuştur acep
Aşkın sübabının çekildiğini
Duyamadık henüz..
Ruh gibi birşey olsa gerek bu.
Lojistik açıklama yapamıyoruz.
Henüz lise mezunuyuz..

Ölenle ölünmüyor ancak;
Aşka yazık kurtarılsaydı bari..
Onca emek verilmiş.
Demek buymuş onun da sonu..
Vah yazık..
Bilse ''yürek''gezdirir miydi bedeninde
Şimdi tek iken iki canlı gitmezdi
Acı çekmezdi
Buradaki gibi ebedi yerinde..
''Oysa biraz da acıdır aşkın mayası
Kaçınamazsın''
Der miydi şair durduk yerinde..
 

Hülya BALIKKAYA 28.08.2006

HAZAN
Annem aradı az önce.
İyi misin dedi kendince
Anne duy sende
Bil ki iyilerdenim bende..

Bir sevda türküsündeyim
Notalarını dizemediğim
Güftesini yarım yamalak
Kendimce beğendiğim..
Bir sevda türküsündeyim..

Islık ıslık titriyor dudaklarımda
Sesim kısık çığlıklarım kulaklarımda..
Hızlanan ritmler kaynıyor sol yanımda.
Bir hazan oldu yanıyor bağrımda..

Anne ben hazan mevsimindeyim..
Bilemezdim burada bu mevsim yaşanırmış
Her baharın bir de güzü varmış..
Hazan olurmuş bu soğukta yürek yanarmış..

Yeter artık bitsin anne
Şuncacık yürek buna dayanır mı sence
Mevsim hazan yaz gelir mi anne
Yapraklarım dökülüyor üşüyorum anne
Sar beni kollarınla bırakma sen de..
Düşüyorum..ağır geliyorum bu bedene..

H.B.

                                                ANNEYE MEKTUP
Son günlerde çok sesli müzikler dinlemeye başladım anne. Çok partili rejim gibi.Ama öylesi değil anne. İstemeyen dinlemiyor bunu. Ya da çekip gidiyor başka başka sesler duymaya..
DEMOKRASİDE ÇARE TÜKENMEZ!
Ya da çoktan seçmeli dersler gibi.Biz onları çoktan seçtik te onlar bizi seçmiyor. Niye anne? Bir kusur mu ettik? Ya da biz onların dilinden mi anlamıyoruz? Onlar ''ne''ce konuşuyorlar anne?
Neyse boşverelim onları. Sahi ''onlar'' dediğimiz kimler anne? Biz onların dilinden, onlar da bizim dilimizden anlamazsa anlamasın. Biz seninle ''anne-evlatça''konuşuyoruz. Bizim dilimiz bu seninle. Ve dünyada başka hiçbir dil yok ki içinde sevginin kokusunu barındırsın. Hiçbir dil yok ki bakışlarıyla bin bir duyguca konuşabilsin. Yok anne. Ve sudan sebeplerle gidip sarılıp öpsün. Onun derdini dert edinsin, onun sevinciyle neşelensin. Var mı böyle bir dil sence?
Bir de insanlar kırılgan olmuşlar anne. Ve bunun üstüne kırıyorlar. Herkes birbirini kırıyor. Herkes aslında kendine bir beden büyük geliyor anne. Eskisi gibi soğukta titreyen bir adama kimse ceketini vermiyor. Bir ceket kaç sıcağa bedeldir düşünmüyorlar artık..
Yazıyorlar, çiziyorlar. Evet evet çiziyorlar. Sahte dostlukların, menfaatin, çıkarcılığın ve aslan olalım avlayalım profilini çiziyorlar. Yazıyorlar da.. Bu yazmak eylemi bile o çizimlerin sebebi gibi artık.. Yok böyle bir şey anne..
Duygularını satılığa çıkarmışlar. Pazar payında %0 faizle satıyorlar. Faiz bile almıyorlar anne!
Bir de deli gibi aşık oluyorlar. Bu ''deli gibi aşık'' deyimini hiç anlamadım anne. Bir aşka bir deli kaç kez uğrar? Ya da bir deli kaçıncı sevmede zırdeli oluyor çözemedim..
Seviyorlar anne. Sevmeyi seviyorlar. Seviliyorlar. İnanmayacaksın ama, bazen o eski sevdaların yaşadığına neredeyse ben bile inanacağım.
Ama kimse senin gibi sevmiyor.
Kimsenin gözünde senin gözünün izi yok anne!Bir anne-evlatça dilinden konuşamıyor kimse kimseyle. Matematiksel bir denkleme benzetiyorum bunu. Ya da geometrik bir şekle. Yo yoo! Yanılıyorum ben anne!Mümkün mü? Bir matematik denklemi kuracaksın ve seninle benim bağımızı çözeceksin. İmkan yok buna. Geometrik şekil desen dünden anlatamaz bizi.
Olmuyor anne! Ne desem boş.Ben seni özledim. Ne matematik,ne felsefe buna bir açıklama getiremiyor. Tıp mı? O hala göz tembelliğine çare bulamadı.
Mevsim yaz buralarda. Konuk ettiniz mi siz de o güzelim yaz sıcağını? Ekinler de biçilmiştir, hatta saman olmuştur çoktan.Buralarda öyle değil işte. Sapla saman karıştı. Sapı saman sanıyorlar, samanı da sap görüyorlar. Zaman karıştı anne zaman.. Yoksa hala sizde mevsim kış mı? Kardan adamlara şapka giydirin el mi?Üşütmesin sakın. Neme lazım kış gribini geçtik, kuş gribi vakaları da var artık. Bırak kardan adamları, kardan insanları bile öldürüyormuş. Çok kötüymüş anne çok kötü. Ama kuş gribine sıra gelene kadar memlekette çok virüs var anne. İnşallah sizin oralara uğramaz.
Duyuyorum ki köyümüzün sitesindeki onca ikazlara rağmen hala tabanca patlatıyorlarmış. Geçenlerde tv'deki güzel bayan Denizli Çivril'de yine tabanca eğlentisinin can aldığını söyledi. Gözünü seveyim dikkat edin olur mu anne? Ha bu arada babama söyle, o da atmasın bir daha. Gerçi onunkisi oyuncak sayılır ama biliyorsun, her şey önce oyuncakla piyasaya giriyor. Sonra moda oluyor. Bu tabanca ne zaman demode olacak merak ediyorum.
Enflasyon düştü diyorlar ama cebimizdeki para hep eksiliyor anne. Buna bir anlam veremedim. Kördüğüm dedikleri bu olsa gerek. Bu düğümün gözlerine de çare bulamadılar gitti. Serim-düğüm-çözümün bütün gözleri hep kör. Sahi kaç gözleri var bu düğümlerin?
Düğüm deyince, senin çeyizlik güğümleri hala saklıyorsun değil mi? Aman sakla!Eskilere ait onlar da olmasa hepten unuttuk mazimizi.
Bir de savaş mavaş dolanıyor ortalıkta. Bu savaş isim soylu(asil) bir kelimedir. Ama insan soylu(?) varlıklar bu asil kelimeyi fiil-leştirip asaleti öldürüyorlar anne! Hiç acımadan öldürüyorlar.
Neyse annecim. Bilirsin ya, hep tükenmez kalemler tükenmeye mahkumdur. Benimki de az kaldı. Hem kısa olsun ki bir daha yazmaya yüzümüz olsun değil mi? Gerçi annecim bu mektuptan çok şikayetnameye benzedi. Ama sen anlarsın beni ancak ve benliğim gibi dinlersin değil mi?
Ellerinden öper, bu anne kokulu mektubumu okuya okuya ezberle derim..

 

Hülya BALIKKAYA 27.08.2006

İŞSİZ ŞİİR
Köprüler yaptım sensizliğime
Gidişi var dönüşü yok..
Yokluğundan ötesi yok bu şehirde.
Aşkolojinin sayfalarını içtim kendi öykümde;
Ama yok!
Bu sözlükte ''adın''ın adı yok işte!
Kime sen gibi bakmasam
Ağlamaklı bir hayta karşımda
Ya da bana öyle geldin..
Hoşgeldin.
Ne iyi ettin..
Bir sıcak kahvemi içseydin
Oturup sohbetin minderine;
Doyamadan gitmeseydin..
Ne iyi ederdin..
Gülecektin,vazgeçiverdin.
Gözlerimdeki çocuğa teslim ederdin
Ruhunu;
Korkuverdin!
Seni hiç sevmedim!
Bana çok akıl verdin.
Savaşıverdin;
Savaş verdik.
Kazanıveremedik;
Susuverdik..
Ruhumuzda çocukça bir galibiyet.
Galiba başedebildik biz;
Bu baş belası aşk işiyle

H.BALIKKAYA 08.08.2006

                                              DENEME
 

Denendik.. Yolllar aştık aşırıldık.. Bir oyundu belki.. Çok ciddiye aldık.. Çok hafife aldık.. Başladığımız yer bitişin başı mıydı yoksa? Belki de. Sübabını çektiğimiz oldu hayatların.. Kanlı irinli akışmalarda kalanlarımız. Yalnızca izledik onları.İyiki de yerinde olmadık onların.. Durup uzaktan izledik..Denendik..Etkendik edilgene döndük.. Aktif pasiften geride kaldı(k)Denedik(hayatları) Sebebini bulamadık.Çözemedik.Sonuca da varamadık.. Olmadık işlerle uğraştık ta yorulduk.. Diz çöküp uslandık.Sayfalarını karıştırdık binlerce bilmediğimiz kimliklerimizin.. İçinden taze denenmiş bebek cesetleri bulduk.. Alıp onları diriltmeye çabalık ta olmadı.. Haddimizi bir fazla hep bir fazla aştık.. Sona yaklaştık. Onu da oyunun bir parçası sandık.. Nafile. Akıllanmadık.. Uyan ey halkım diye bağıran şiirlere inat olsun diye fazlaca uyuyakaldık.. Vicdanımız mı? Onu çoktan ateşe attık, yaktık. Cayır cayır.. Denendik.. Bu formül tutacak mıydı bu kez? Tutmasa da en çok kaybedilen biz olacaktık.. Sistem aynıydı. Oynayanlar ve yönetenler.. Ha bir de bütün bunları uzaktan izleyen oynamayan figüranlar.. Onları saymıyoruz biz.. Sustuk hep sustuk.. İğrenç böğürtülerimizi konuşuyoruz sandık.. Oysa konuşmayı çoktan bir kenara bıraktık.. Elimizde büyük bir icadımız sandığımız aletleri hep konuşturduk.. Onların arkasına sığındık.. Biçare kaldık.. Sıra geldi işte. Deneyelim öğrenelim metodundan geçtik.. Deneyelim bitirelim bu işi havamız oldu.. Uzaktan bir kumandaydık bazen.. Hep olanları yönetiyoruz bildik.. Oysa onun içindekiler bizi yönetiyordu.. Çişimizi bile onlardan habersiz yapmıyorduk.. Hiç ulaşamadık ta hep aslında altında kaldık.. Onlar çıkmıştı üstümüze ki bizim boyumuz kadar yüksekteydiler.. Deneme yanılma çabalarımız hep kendimiz içindi. Kendimiz. Kaybettiklerimiz vardı bizim.. Bir de hiç kazanmayı tatmamış aciz yönlerimiz..

H.Balıkkaya 21.08.2006

ÖZGÜRLÜK İSTİYORUM GARDİYAN!
 

Özgürlük istiyorum gardiyan!
Aç şu kapıyı! Kır kelepçelerimi!
Azat et beni.

Yazmak istiyorum
Kalemim kırılana kadar!
Sabrım yok ölene kadar!

Konuşmak istiyorum
Nutkum susana kadar
Nefesim durana kadar!

Özgürlük istiyorum gardiyan!
Adımlarıma set çekme

Yüreğime ket çekme
Sevmek istiyorum gardiyan!

Çıkar beni buradan!
Karanlık bak buralar
Aydınlığa hasretim
Gözlerime mil çekme!
Bırak beni gideyim

Bu sessizlik hayır değil
Görünenler hiç iyi değil..
Defalardır söylüyorum
Kurtulmak istiyorum

Özgürlük istiyorum gardiyan!
Siyahla beyazın bilinmediği bir yerde
İnsanlığın bilindiği herhangi bir yerde
Yaşamam gerek gardiyan!
Bırak beni gideyim..
20.06.2006h.balıkkaya

          ÇEK GİTTTT
çek git!
öpen bakışlarını
gülen dudaklarını da al yanına!
ne bitecek burada bu rüya
ne sevecek aşk beni bir daha!
sevme beni aşk
ben seni hiç sevmedim
içimden naralar atmak ta gelmedi
ayaklarım yerden hiç kesilmedi
bir kuşun cıvıltısı bağlamadı hiç beni
öyle kurşunlar gibi ağırlaşmadı bedenim
yüreğim hiç sevinmedi inan ki
yüreğim hiç acımadı inan ki..
kalma yanımda aşk!
çek git!
çocuksu heyecanları
hiç bitmeyen sevda çanlarını
bir de kırılmış kalp sancılarını
yükle bavuluna bekleme buralarda!
ben seni hiç sevmedim aşk!
H.Balıkkaya 06-04-2006

          SÖZ TÜKENDİ
Gözler de görmüyor artık..
Gün tükendi; gece yarıyı çoktan geçti
Umut tükendi; gözde yaş tükendi.
Ses tükendi; bir hücredeyim şimdi.
Tükenmez sandığım aşklar tükendi.
Tükettik nice sevgi bahçelerini
Soldurduk mehtabı; ayı; geceyi..
Tükettik nefes alışverişleri
Ölmek zamanı şimdi lakin
Ölümleri tükettik;
Peynir ekmek gibi gidiyor şimdi..
Tükettik Ayşe'yi, Fatma'yı, Ali'yi
Ya baştan alalım şu çizgiyi
Ya da al eline kalemi silgiyi
Yaz-çiz yap-boz kaderini!
Bırak ya!
Sen bana bakma!
Tükenenlere bak
Dön de bir aynaya bak! İyi bak!
Göreceksin orda hayatın tüm gerçeklerini
Hakikaten tüketmişsin kader çizgilerini?
Al eline kalemi yaz-çiz,yap-boz kaderini
Ne kadar basitleştik değilmi?
Oyuncak sandık tükettik bile kaderleri!

Tükettik güzelim neleri neleri
Barış'ları, Cem'leri..
Erkin babaları, selamları, sabahları..
Ruhum öylesine acıyor ki şimdi
Acıları tükettik lakin hiç gülemedik..
Toprak olduk,kaya olduk..
Deniz olduk okyanusları geçtik Amerika olduk
Dünyaları aştık Venüs olduk, Mars olduk
Cihan olduk..
Kendimiz olamadık..
Sen bana bakma!
Seni de tükettik; tükettik beni de!
Kimliğimizi sokak aralarında arar olduk.
Tiner kokan çocukları sağdan soldan
Sevdik onları insan olamadan!
Neler verdik onlara boy boy yazılarda!
Lakin bir harf veremedik
Ekmek,su,ilaç alamadık
Abi-kardeş ana-bacı olamadık!
Gördük; dövdük; sövdük
Kimliksiz kişiliksiz insanlar dedik hor gördük
Lakin onların suretimiz olduğunu hiç göremedik..
Sen bana bakma!
Dön de bir aynaya bak!
Bakışlarımızı tükettik..
O kadar şeffafız ki şimdi ;
Aynalarda kendimizi göremez olduk..
Gördük; dövdük; sövdük;
Yaradanımıza nankör olduk
Şeytana uyduk aklımızı verdik
Azdık harp ettik yolu kaybettik
Karanlıklara gömüldük;
Loş ışıklarla güneş sandık aydınlandık!
Ateşleri sevdik Haşa! Onlara taptık!


Tükettik güzelim tüketmeleri tükettik
Elde avuçta tükenmişler de kalmadı
Sor bakalım kendine Tanrı seni niye yarattı
Biraz düşün biraz yorul; kazan kaybet;
Acı çek; feryat et; ardından doğsun güneşler;
Yalnızca kendini bil teker teker beşer;
Kendinden gitmeden kendine gel aç gözlerini
Türk övün; çalış; güven; haket bu tükenişleri
Haydan gelen huya gider
Anı sindir de tüket; yazık olur boşa gider
İnsanoğludur şaşar elbette beşer..
...
Sev sevil ademsin başka yokki emsalin
Binmişsin bir alamete gidiyorsun kıyamete..
Yaşadıkların hiç aldatmasın seni
Onlar ki illüzyonu gözlerin..
Uyan kendine gel çıkışı yok bu girdabın
Uyudukça çıkılamaz bir yoldasın!
Haket; tüket; sindir zaman senin
İşte şimdi sen çok zenginsin!

31.03.2006
Hülya BALIKKAYA

                    ÇAĞRI

İlk dostluk adımı Gaziemir 'den atıldı,
Nuh'lu çabuk aldı mesajı, kervana katıldı,
Yurt dışındaki gurbetçimiz de verdi yanıtı,
Haydi Nuh'lular gönüllerin buluşmasına,

Yıllardır hep ayrılık rüzgarları estirildi,
Nedenleri sorgulansa, bir hiçten ibaretti,
Hiç düşündük mü, bunca yıllar nasıl geçti,
Haydi Nuh'lular gönüllerin buluşmasına,

Artık farklı düşüncelere saygı duyulsun,
Ortak paydalar buluşma noktamız olsun,
Bunu bir başlangıç sayalım, devamı gelsin,
Haydi Nuh'lular gönüllerin buluşmasına,

Daha çıkacaktır , fitne fesat tohumu ekenler,
Eğer takılırsak peşlerine, inan bizi de sürükler,
Bir ve beraber olursak, ne yazar kurulan tuzaklar,
Haydi Nuh'lular gönüllerin buluşmasına

09/06/2006
H .Hüseyin ÖNER

                 HATIRALAR

BİR KÜÇÜK ÇOCUKTUK,
PANTOLON YOKTU, FİSTAN GİYİYORDUK.
KATMERİ TAŞ ÜSTÜNE KOYUP AMİN DİYORDUK
KATMER  KATMER YOKLUKTA, KATMER BÖLÜP YİYORDUK

HATIRLARIM KÖYÜMÜN O YILLARINI,
İMECE İLE YAPILIRDI YURTLARI,YOLLARI
KİMİ TAŞ TAŞIR, KİMİ KERPİÇ
BİTİVERİRDİ KOSKOCA BİNA, BULMAZDI YILLARI

SONRA BİR GÜN AYRILIK DÜŞTÜ
KİMİ İZMİR, KİMİ İSTANBUL, KİMİ ALMANYA
HEP DÖNMEK ÜZEREYDİ DEĞİLDİ KALMAYA
HAYAT ZORDU, MECBURDU BURALARDA KÖK SALMAYA
YÜREĞİNDE KÖY HASRETİ İLE, KÖYDEN UZAKTA KALMAYA.
                                                                    Nail KARAKÖSE


Yorumlar - Yorum Yaz
Üyelik Girişi
Etkinlik Takvimi
Canlı İzle

Hava Durumu