• https://www.facebook.com/pages/Nuh-Sevdal%C4%B1lar%C4%B1/1639195856299594?ref=bookmarks&__nodl
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam34
Toplam Ziyaret684658
Site Haritası
Saat

Nuh Sözlüğü

Unutulmaya yüz tutmuş kelimeleri hatırlamak için bu sözlüğü hazırlayan, Öğretmen arkadaşımız Hasan EŞME'ye çok teşekkür ederiz.

SÖZCÜK ANLAMI
aba Abla.  Abama ünneyve.
acar         =arapça 1.Güçlü becerikli,çevik,enerjik. 2.İyi. 3.Yeni  Sen acarlaşmışın. Galemin acarımış. Şapgan acar oldu.
acicik(azıcık) Az,azıcık. Acicikde bana ve.
afıyan(afyon=arapça) 1.Haşhaş bitkisi. 2.Olgunlaşmamış haşhaş kapsüllerinin çiziminin birgün sonra bıçakla sıyrılmasıyla elde edilen uyuşturucu madde. Afıyan salatası yedik. Eskiden afıyan gaçakçılığı yapılırdı.
ağdırmak Bir yana eğilmek.  Çiğnini ağdırıpda yörüme sende.
ağıl Evcil küçükbaş hayvanların konulduğu genellikle tek katlı basit yapı. Ağılın gapısı açık galınca goyunlar çıkmış.
ağız  =mutfak Doğurmuş hayvanın ilk sütü. Bir  tabak ağızı yedi çıktı.
ağızbağı İçi dolu çuvalı bağlamaya yarayan ip parçası.   Bu çuvalın ağız bağısı nerde?
ağız yanışlamak Taklit etmek,alay ederek söylemek. O hep ağız yanışlayo.
ağzında laf ılımamak Duyduğunu beklemeden çevresine duyurmak. Seninde ağzında laf ılımıyor.
ahar      =farsça  Taştan oyularak veya beton dökülerek yapılan uzunca çeşme yalağı. Aharı tıkada dolsun.
akıtmak Küçük veya büyük abdest bozmak.  Sen gitde ben akıdan.
ala düşmek Yarı yarıya ermek.  Fişnelere ala düşdü.
alaca aşı Aşure. Alaca aşı bişirdiniiz mi?
alaf(alev) Yanan maddelerin veya gazların türlü biçimlerdeki ışıklı uzantısı,yalım. Alaf yüzümü daladı.
alafından pilafı görünmemek Kendi derdinden çevresindeki olayların ayrımında olmamak. Kaç gündür alafından pilafın görünmüyo.
alavere Alışveriş. Böyün eyi alavere etdik.
alayı Hepsi,sülalesi.  Alayınız gelse gine gorkmam.
alıç          =farsça 1.Ak diken. 2.Bu ağacın mayhoş yemişi. Alıçlar hep yerlere inmiş.
amel olmak             =arapça İshal olmak. Yediği dokununca ishal oldu.
anız Ekin biçildikten sonra tarlada kalan ekin kökü,sürülmemiş tarla. Anıza bastın,kara bastın(yaz bitti.)
annaç Karşı. Ne duruyon annaçda.
annat(anadut=yunanca) Ekin ve ot demetlerini arabaya yüklemeye yarayan uzun saplı üç pamaklı ahşap veya demir araç. İki annat fiğim var.
apılamak Diz ve elleri üstünde yürümek,emeklemek.  Çocuk apılamaya baişladı.
apış arası İki bacak arası. Iscakdan apışarası sürk olmuş.
arık Zayıf,bakımsız. Buydeyle arık arık olmuşla.
asbap(esvap)=arapça) Giysi,urba. Çalı indirip asvap yıkaycaz.
Yemek.  Aşınızı yediniz mi?
aşermek Gebe kadınların değişik şeyleri yeme gereksinimi.  Aş eriyodu,canı turp salatası çekmiş.
aşık Çift tırnaklı hayvanların ön dizlerinde bulunan eklem kemiği,bu kemikle oynanan oyun. Hadi aşık oynayalım.
aşırma Görmeden alma,hırsızlık.  Küreği gaşınan göz arasındaaşırıvedi.
avara Değersiz,kötü.    Yeni tırpan hiç kesmiyo,avara çıktı.
avırt Yanak. Avırtları içine çökmüş.
avıtmak Hoş zaman geçirtmek,oyalamak. Akşamacık çocuk avıttım.
ayıtlama(ayıklama) Birşeyin içinden,işe yaramayan,gereksiz veya istenmeyen taneleri ayırıp çıkarma,temizleme.  Bulgur atladık.
azgın Şımarık. O eyice azgınnaştı.
baca gaşı(baca kaşı) Ocak üstündeki tahtalı yer.  Parayı baca gaşına goyveyon.
badas Harmandaki toprak,çöp vesamanla karışık tahıl taneleri,harman döküntüsü. Badası ayrı savurda tavık yemi yaparız.
bağdaş kurmak Ayakları yere paralel,bedene çekerek oturmak.  Ya badaş gur,ya diz çökde otu.
bağlam    Bir süpürgelik ot destesi. Bir bağlam çiçek süpürgesi ver.
bakırca Bakırdan yapılmış küçük kova.
bal yapmaz arı Çok konuşup sonuca ulaştırmayan,geveze.  Bal yapmaz arı gibi vızıladın durdun.
banak Ekmek lokmasıyla alınıp yenilen yiyecek.           Banak aşımız yok.
barılama Zarardan koruyacak işaret dikme,çevirme.         Çayırı barıladım.
başbezi (eskiden)Kıyıları simle işlemeli yeni gelinlerin örtündüğü örtü. Başbezini nere koydun.
başşak(başak)toplamak Tarlalarda kalmış mahsulleri veya bağlarda dökülmüş meyveleri toplama. Bi şinik  haşaş başşağı topladık.
baya İnatlaşma,direnme,zorlama.  Bayada benim dediğim olacak.
bellilik İşaret,nişan etme. Çayıra üç-beş bellilik dikiverin.
berenarı Önceki durumuna göre biraz iyi. Hasta berenarı kendine geldi.
bet 1İyi. 2.Yüz.     Gitdine bet etmişin.  Betin benzin kül gibi olmuş.
beze                  =yunanca Hamur topağı. Beş beze hamıraşı kesdik.
bıkağı Hayvanları ayaklarından çatarak bağlamak. Beygirleri bıkağıladı.
bıli bıli Küçük küçük,ufak ufak.  Ekmekleri bıli bıli dökmüş.
bıtırak(pıtrak) Dikenli tohumları hayvanların kıllarına ve insanların giysilerine takılan bir yıllık otsu bitki.  Bıtırak ayama gitti.
bızağı(buzağı) İnek yavrusu. Bızağılar çayıra çıktı.
bızılama(buzağılama) İnek veya mandanın doğum yapması. İnek dün gece ekiz bızıladı.
bicibici(madımak=ermenice) İlkbahar mevsiminde kırlarda yetişen,ufak koyu yeşil yapraklı,ıspanak gibi pişirilip yenilen veya çorbaya ekşilik vermek için üzerine konulan bitki. Ablamla topladığımız bicibiciyi anam çorbaya kattı.
biçim  Allı basmadan dikilmiş kadın donu. Biçimin pek yakışmış.
bileme 1.Güçlendirme. 2.Etkisini artırma3Nefret. Zati ona diş bileyordu.
bişirgeç Ekmeği sac üstünde çevirmeye yarayan ağaçtan alet.    Bişirgece uzan bi.
boğarsak(yer solucanı) Halkalılardan,nemli topraklarda yaşayan  yumuşakça sürüngen.(Lumbricus terrestris) Leylekler azalınca boğarsaklar çoğaldı.
boğassak Dişi hayvanların çiftleşme istekleri.    İnek boğassamış,boğaya çekcez.
boğaya çekmek İneği boğa ile cinsel ilişkide bulundurmak. İnek boğassadı,boğaya çekelim.
bokla yapılan sidikle yıkılır Çürük iş çürük sonuçlar doğurur. Bu ortaklığın yörümeceği belliydi,"bokla yapılan sidikle yıkılır"demişler.
boksak     Düven çeken hayvanların dışkılarını harmana karıştırmamak için kullanılan kap. Boksağı kullanmassan saman pislenir.
bombok Çok kötü,çok berbat.Komşuyla ilişkiler bombok oldu.
boranı Otların haşlanıp satırla döğüldükten sonra kavrulmasıyla yapılan yiyecek. Boranı yedik.
boyunduruk Çift sürerken,kağnıda arabada öküzleri birbirine bağlayan ağaçtan düzenek. Boyunduruğu al ge.
böğür Vücudun yan tarafı. Böğrüm delincek sandım.
börtmek Sıcaktan bunalmak,haşlanmak. Tarlada börtdükde bişdik baya.
börttürme Yenecek yeşil ot ,yaş ve kuru sebzeleri haşlama. Sirkeni börttürüve.
börülce Fasulye. Alacaaşına börülcede gatın.
böyelek Hayvanları ısırarak kaçırtan büyük sinek.  İnekleri böyelek tuttu.
böyet Su önüne set,barikat.  Çaya böyet yaptık.
bun Sıkıntı,sıcak,bunaltı. Bun günümde yetişmecek parayı netcen ben?
bunar(pınar) Suyun çıktığı yer,kaynak,memba    Pınarın ayağını temizleyelim.
buyma Üşüme. Ayaklarım buydu.
büngüldemek Yer altından kaynamahareketi şeklinde su çıkması. Bunar büngüldüyodu.
bütme Açılmış hamur içine ot,patates,kesik gibi harçlar konarak yapılan yiyecek. Pırasa bütmesi yeycez.
canavar Kurt. Canvar iki goyun yemiş.
cebiş Dişi keçi.  Sübhaneke sümbüldeke,anan cebiş baban teke.
cember(çember) Yazma,yemeni ,baş örtüsü. Cemberim dalda galdı.
cen cen ötmek(can can ötmek) Gerekli gereksiz durmadan konuşup usandırmak. Cen cen öterken herkesi dağıttın.
cıbıl Yoksul,parasız,geçim darlığı çeken. İki senedir cıbılladık.
cıdavı Kavgacı,şer.  Seni cıdavı köpek,herkeşe çatasın ha.
cıngı(çıngı)  Kıvılcım,zerre,parça.  Yangından ortalığa cıngı saçılıyodu.
cıngıl(çıngıl)  Boncuk,gümüş veya altın para ile yapılmış başlığa veya giysiye takılan süs. Cıngıllıarın güzelmiş.
cırnaklamak Tırmalamak.  Cırnağıynan yüzümü gözümü yoldu.
cızdırma           =mutfak Bulamaç şeklinde hazırlanmış hamurun kızgın sac üzerine döküldükten sonra üstüne sürtülmüş haşhaş veya peynir parçaları ufalanarak yapılan sac ekmeği çeşidi.Anamın yaptığı cızdırmaların tadı hala damağımdadır. 
cibillet(cibilliyet) Soy,nesep. Cibilletsiz herif seni.
cimcik(çimdik) 1.Baş parmakla işaret parmağının ucu arasına alınan vücudun sıkıştılması. 2.Elle hazırlanıp yoğurt dökülerek yenilen yemek çeşidi.  Bacağıma cimcik attı. Bizim evde cimcik aşı bişdi.
cingil(çıngıl) 1.Küçük üzüm salkımı. 2. Salkımın parçaları. Hepsi bir salkım üzüm uğruna.
çağıl Dağlardaki tarlaların içindeki taş kümeleri veya ağaç toplulukları. Çağılın yandaki pireni kaz.
çağşır(çakşır) Kabakgillerden uzun ve geniş yapraklı bir bitki
çakıldak 1.Tersine dönmeyi önleyen değirmen su dolabı aygıt. 2Koyunların kuyrukları altındaki kıllara yapışıp kuruyan pislik.         Çakıldak kırıldı. Çakıldkları yuyalım mı-keselim mi?
çalgı Sığır kuyruğu veya sorkun söğüdü dalları bağlanarak yapılan harman süpürgesi.   Gıyıları çalgıynan topla.
çalmak 1.Hırsızlık. 2.Zehirlemek. 3.Yoğurt,peynir mayalamak. 4.Müzik aleti kullanmak.   Altınnarı çalındı. Bakır çaldı,ölüyodu.Yoğurt çal. Mandolin çalıyon mu?
çapıt(çaput) Eskimiş elbise parçaları. Şu çapıtları avlıda yakıve(r)    
çec Samandan ayrılmış buğday yığını. Daha çec çalkancak duruyo.
çec üstüne gelmek Hazır bulmak,hazıra konmak. Sana çec üstü denk geldi.
çekilek(çeki) Kadınların alınları üstünden başlarını bağladığı çaput bağ.  Çekileğimi çekiverin bi.
çekişme 1.Karşılıklı ağız dalaşı. 2.Arkasından söylenme. Bunna dün çekişdiydi.Anam sana çekişdi.
çekki Biçilmiş ekin yığınlarını çekmek için meşeden veya demirden yapılmış araç. Çekginin parmağı kırıldı.
çelik İki ucu paralelkenar kesilmiş oyun aracı.2.Bu oyunun adı.  Hadi çelik oynayalım.
çeliveme Yaşmağı,cemberi enseye atıverme. Yaşmağımı çeliverince ıratladım.
çelme Arkadan hafifçe bağlanan baş örtüsü.  Cemberimi çeliverde ırat çalışan.
çemkirmek Sert karşılık vermek,kesik kesik havlamak.  Bana öyle bi çemkirdiki şaşırıp galdım.
çeneçarpan Hamur açılıp hamuraşı gibi kesildikten sonra mercimekle pişirilen bir çeşit hamur çorbası. Çeneçarpanla piyaz yiyeceğiz.
çerçici Gezici satıcı.  Çerçiciden tas alcan.
çetele          =yunanca Üleştirme,kura çekme. Çeteleme bura düşdü.
çevre Sırma işlemeli mendil. Yavıklısı çevre yollamış.
çevrik     Küçükbaş hayvanların konulduğu taştan veya ağaçlardan çevrili üstü açık yer.Çevriği yapınca yaylaya çıkcaz. 
çıkı Bir beze sarılarak düğümlenmiş küçük bohça,çıkın.  Boncuklanı çıkıla.
çıkmış Yıkanacak kirli elbise. Yarin çıkmış yuycaz.
çısçıbılak Çırıl çıplak. Anası çısçıbılak soyup çeşmede yudu.
çit Yeni dikilecek çiçekli basma.  Bu çiti yeni aldım.
çitak  Oyunlarda girilmesi yasak olan bölge.  Trafonun önü çitak.
çitik  Sabun kalıbından kalan küçük parça sabun.  Yazmamı çitinen yuyvedim.
çitme 1.Hayvanın arka ayağını savurması. 2.Delik yeri örgü veya dikişle kapatma. 3.Oyunda yendiği oyuncunun gözlerni kapattığı ellerinin üstüne orta parmaklarıyla vurma.         Eşşek çitme attı.Çorabım çitilcek.Seni çitcen.
çitme 1.Hayvanlarınarka ayaklarını geriye savurması. 2.Oyun sonu ebenin gözlerini iki eliyle yumarak yenenin orta parmaklarını vurduktan sonra açtığı parmakların aynısını yapıncaya kadar süren ceza. Eşşek çitmeledi. Ben çitcen.
çom Ortada vurularak oynanan oyun aracı. Seni çom gibi oynarım bak.
çomçak Kuyulardan su çekmede kullanılan demir veya lastik kova. Guyunun çomçağı yok.
çomçaklamak Oturduğu yerde aralıklarla uyumak.  Arasıra çomçaklayveri.
çor Hastalık,sığır vebası. Dertliye dert, çorluya çor.
çorak Toprak damlara çekilen,su geçirmeyen killi toprak. Dambaşının çorağı heç galmadı.
çöğür Maydanozgillerden bir çeşit dikenli yaban bitkisi,kuşburnu. Çönürler her yeri bastı.
çölmek(çömlek) Pişmiş topraktan yapılan küp küçüğü kap.  Fırına çölmenen keşkek goduk.
çöm(çömelmek) Dizlerini bükerek parmak uçları üzerinde dur. Çömde bizde atlayalım.
çüş Yürüyen eşeği durdurmak için söylenen söz.   Çüş eşşek.
daklaşma Dokunma,çatma,bela arama,  Bana daklaşmada belanı alahtan bul.
dalye(dalya=İtalyanca) Yedi çanak kırığının üst üste dizilmesine dayalı çocuk oyunu. Yarin dalye oynaycaz.
dam 1.Ahır. 2Tutukevi. Dama girde ineklere saman döküve.  Suç işleyen dama girer.
dambaşı Toprak damlı evlerde çorağın üstü. Dambaşıya çıkda yuğgula.
dayfalmak Açlıktan bayılacak duruma gelmek.  İçim dayfaldı,bi dıkım ekmek ve.
debertme Kurcalama,karıştırma.  Derdimi deberdibte bayramlık ağzımı açdırma .
debizleme Çiğneme,ezme,iyice dövme.  Gelirsem yanına debizlerin.
dede 1.Torunu olan erkek. 2Türbe,yatır.  Dedem ağladı.Haziranda dedeye çıkılcak.
deh Binek ve koşum hayvanlarını yürütmek için söylenen söz,dah. Deh aslanım daha hızlı.
delece Kağnı,at arabası,traktör üzerine dayaklar dikilerek  biçilmiş ekin getirmeye yarar düzenek. Delece koptu.
demir Yarım kilelik(teneke)tahıl ölçüsü. Yirmi demir on kile eder.
dene(tane=farsça) 1.Tek. 2.Buğday kümesi. Denemiz daha harmanda duruyo.
deper otu Havuç. Bazadan deper otu alalım.
deşdifan Kır bekçisi,korucu. Deşdifanna koruda dolaşıyo.
deşirmek Toplamak.  Gırılıp dökülen buydey kelleleni deşircez.
devre      Yanlış,tersine. Sen bunu devre söyledin. Yaptıkların hep devre oluyo.
deyiş İki ailenin karşılıklı birbirine kız vermesi.  Sultan'nan Fadime deyiş oldu.
deynek Sopa.  Bana bi deynek uzdıve.
dığan(tava=farsça) Yağ kızdırma,yiyecek kızartma vb. işlere yarayan,uzun saplı yayvan kap.  Dığandaki yağ yanmış.
dıkım(tıkım) Ağıza alınacak lokma. Dıkımın boğzında galsın.
dıkız Dar gelen. Dığan dıkz gelince kompülü garışdıramayon.
dıngıl  Zayıf,seyrek. Afıyanna dıngıl dıngıl olmuş
didilemek,ditmek Küçük parçalara ayırmak. Tavık etini didileyve.
dikme Fidan,taze.   Talaya dikme götücen.
dilfir(tirfil=yunanca) Bir tür yonca. Çayırda dilfir biçeceğim.
dinelme Ayakta dikilme. Dinel dinel heç mi yorulmadın?
dingildek İyice ucunda. Engi sıfra bek dingildek duruyo.
dirgen Genelikle harmanda sapları yaymaya ve aktarmaya yarayan uzun saplı meşe veya demir çatallı araç.Dirgeni alda gel.
doksan Zemheriden sonra gelen elli günlük kış. Zemheriynen dokuzan döğüşüyola.
dolak 1.Tozluk yerine bacaklara ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz ve uzun kumaş parçası. 2.Boyun atkısı. Bacaklama dolak sardım.  Boynuma dolak sarcan.
dolambaç Dönemeç. Dokuz dolambaçları çıkınca gasabaya yaklaşılıyo.
dombay Manda,su sığırı. Çillen dombayı gaybolmuş.
dovah Yürüyen öküzleri durdurmak için söylenen söz. Dovah,dördovah.
dölenmek Sere serpe uzanıp yatmak. Dölenivemiş goca evlere,çalımından geçilmeyo.
döşeme Yapılarda kiriş üzerine çakılan dört köşe veye yuvarlak kalınca ağaç. Döşemeler çürümeye başlamış.
döşşek(döşek) Yatak. Nerde anamın kirli döşşeği?
dümbek Darbuka. Durmadan dümbek çaldı.
düyen sürmek Düvenle ekinlerin saplarını saman yapıp başaklarını taneleme işi. Akşamacık düyen sürdüm. 
düyen(düven) Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan,önüne koşulan hayvanla çekilen,alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan,kızak biçiminde araç. Öküz düyeninden beygir düyenine geçte dinleniver.
ebir cubur(abur cubur) Gelişigüzel. Ebiri cuburu dıkdın,karnım ağrıyo deyon.
edik Süslü çocuk ayakkabısı. Edikleri yeni mi aldınız?
ekdi (ekti) Arsız,yüzsüz,görgüsüz. Her yerde ekdilik yapıyorsun.
el Yabancı,uzak. Eller bana acımaz,sen bari acı yarim.
elalem Konu komşu,herkes. Elalemin yüzüne nası bakcaz?
elcek 1.Tırpanın sapı üstünde sağ elle tutulan kolu. 2.Haşhaş sürtme üst taşı. Tırpanın elceği gıynaşıyo. Elceği eysirannan sıyır.
eliz Uysal,sözdinleyen,usluca. Eliz çocuğu buldun döyesin deyi mi?
ellam Herhalde,tahminim,olabilir. O iş senin dedin gibi ellam.
elleme Değme,dokunma.  Elleme golumu filan.
ellik 1.Eldiven. 2.Başksa,başkaları.    Ellikleri yudum.Ellik bu,herişe derle.
emendirme Yorma. Beni yanınacık emendirme, bek yorgunun.
enayi Fazla bön,avanak,et kafalı,budala .Enayinin çocuğuna bak.
enayi dümbeleği Çok enayi. Dediklerimi anlamadı enayi dümbeleği.
enikleme (kedi veya köpeğin)Doğurma,yavru yapma. Dayımgilin kedi eniklemiş.
enki Şu, ordaki,gözün önündeki.  Enkini bana ver.
eringeç Tembel,üşengeç. Çocuklamın içinde en eringeci bu gı.
erinmek Üşenmek.  Şu gadacık yere gitmeye eriniyon.
erpiden Koyun yünün eğirilip iki kat bükülmesiyle elde edilen ip Erpidennen balayve.
erpimek Eskimek,dağılmak. Cebin bek erpimiş.
essah      =arapça Gerçek,sahiden,doğru.  Essahdan mı deyon?
eşgare Açıktan ,açık açık. Fıs fıs gonuşurkene herişe eşgareye çıktı.
everme Evlendirme. Ana beni eversene.
evlek Dönümün dörtte bir büyüklüğünde arazi. Bir evlek yerim galdı.
evlemek Ekin yüklenmiş taşıtların bir tarafına yatması,yan gelmesi.Gağnıyı evlettik.
evmek Acele etmek,sabırsızlanmak. Ne eviyon,varıyoz işte.
eyreti(eğreti) Başkasının malı,emanet. Eyreti eşşeğe binen tez iner.
eysen(eksen) Kağnı tekerleklerini birbirine bağlayan meşe ağacından düzenek,dingil.Eyseni sabınnada yanmasın.
eyseri Büyük ve uzun çivi. Kirişlerin herbirine eyseri çakmışla.
eysi Ucu ateşli odun.Şu eysiyi de çokarıve.
ferfine Belirli sayıda kişinin kura ile veya para toplayarak katıldığı yiyecekli toplantı. Hadin ferfine yapalım.
feyilsiz Tutarsız,bir dediği öteki dediğine uymayan. Aman,feyilsizdir o.
fışkı Fırında yakılacak kesle karışık veya sade kurutulmuş hayvandışkısı(tersi). Şu fışkıyı fırına goyve.
firenk Kilit. Gapının ardına firenk çaktırdık.
firkete               =italyanca Saç tokası.  Firketelen pek yakışmış.
fistanbolka Kırmızı kadifeden boydan yapılmış sarı iplerle işlemeli püsküllü gelin giysisi.       Fistan bolkası bek gözel olmuş.acar,geme,gancık,kenef,gudu
gabalak(kabalak)=botanik İri soğanın toprağa dikilmesiyle çabuk yetişen yeşil soğan. Tarlaya dikilen gabalaklardan dün pilavın yanında yedik.
gademe Basamak ,kaldırım.  Gademeye çıkta araba çinnemesin.
gağıl  Hayvan pisliğinin kurumasından oluşan kemrenin küçüğü parça.  Gağılları süpürde fırına götür.
gağşak Gevşek,araları boşalmış. Duvarda iyice gağşamış.
gakga Çocuk dilinde yumurta. Gakga yeycen.
galak 1.Hayvan boynuzu. 2.Aşağılama sözü. İnen galağı gırılmış  Hadi len galak sende.
galbır(kalbur=arapça) Tahıl ve başka iri taneli tohumları elemek için kullanılan büyük delikli veya seyrek telli elek.Mercimek eledim.
galesiz Umursamaz,vurdum duymaz,gamsız.      Öyne galesizce bakıyodu.
galgımak Zıplamak,hoplamak. Ne duruyon köşede,galgıda ge gucağa.
gama(kama) 1.Ucu sivri iki yanıda keskin uzun bıçak. 2.Kütüğü yarmak için kullanılan ucu sivri yassı enli çivi,kıskı.   Gama daşıma.Bi gama da goşasan yarılır.
gancık(kancık) 1.Dişi hayvan 2.Dönek,güvenilmez İnek gancık bızıladı. O gine gancık davranıyo.
gangal(kangal=yunanca) 1.Deve dikeni. 2.Sarılı yumak. 3.Sucuk halkası. Gangal dikeni habar vedi.Bi gangal sucuk alıve.
ganırmak Eğip bükmek,zorlamak.  Mığhı ganıra ganıra çıkardım.
gar gaşşağısı(kar helvası) Pekmez karıştırılmış kar. Temiz kar alda gar gaşşağısı yapalım.
garaca(karaca) Siyah renkli soğan veya sarımsak tohumu.     Garacalara su dökdün mü?
garagasben Göz göre göre,apaçık.  Garagasben hırsız dutdu bizi.
garagavık(karakavuk) Birleşikgillerden yaprakları salata gibi yenebilen birkaç yıllık otsu bir bitki,güneğik,hindiba  .  Garagavık gazdım.
garakabarcık(karakabarcık) Şarbon,ayak derisi altında siyah renkli irinli yara. Garagabarcık heç yörütmeyo.
garık Arklar arasında kalmış kıyıları yığılı bahçe bölümü. Üç karık pırasa diktik.
gari(gayri=arapça) 1.Başka,diğer. 2.Artık,bundan böyle.  Gari getime,yoruldum.Gari yüzüne bakmacan.
gavara(kavara) Ağız dalaşı, boşuna gürültü. Dünden beri gavaraları bitmedi.
gavat(kavat=arapça) Pezevenk,bu anlamda kullanılan sövgü sözü. Gavata bak dengeyi de bozdu.
gavıt(kavut) Dövülmüş tahıl ununa şeker veya kuru yemiş katılarak yapılan yiyecek. Halam gavıt edivedi.
gavurga(kavurga) Buğday,mısır vb tahılların kuru yemiş gibi yenilmek için ateşte kavrulmuşu. Ninem gavurga edivedi.
gavuşturmak Sevgililerin veya ayrı yaşayan çiftlerin bir araya gelmesine yardım etmek. Onnarı gavışdırmak için neler çektik…
gayık Tırpan ile sapı sıkıştıran dışı yuvarlak,içi düz ağaç. Bunun gayığı gevşemiş ,tırpanı gırasın.
gede Kısa,boysuz.  Bu çocuk gede kalacak gibi.
gedil Yün dokuması büyük çuval.  Gedilleri dayayvemişle,ıpırat duruyola.
geme Kemirgenlerden ,ağaçlara zararveren hayvan.  Gavakları geme kemirmiş.
gene Hayvanların derisini delerek kanıyla yaşamını sürdüren asalak. İnek genelerden seselemedi.
gerdime(su teresi) Turpgillerden su kenarlarında yetişen tereye benzeyen çok yıllık otsu bitki.  Gerdimeden salata olur.
geri Kağnı ve at arabası üzerine gerilerek kenarları arabanın korkuluğuna(kanat_dayama) tutturulan ve içine saman doldurulan büyük kıl çuval.  Beş geri katıklı saman guyduk.
gevele Saban ve araba oklarında uzatma kısaltma bölümleri.  Geveleyi bir delik öne alıve.
geycek Çamaşır. Abam geycek yuyo.
gezek Belirli sayıda kişini veya ailenin katılımıyla sırayla ev gezip yeme-içme. Kışı gezeğinen geçirdik.
gezenti Çok gezen,dolaşan. Seni gezenti,sabattan beri nerdesin?
gıdi,gıdik (köpek için)Gel,haydi.  Ha gıdi gıdi,Gıdik ge,gıdik ge.
gıli gıli Ufak ufak,minik.  Kompüller gıli gıli çıkıyor.
gın(kın) Bıçak,kama,kılıç gibi kesicilerin kabı. Şunun gınını düzeldive.
gıncık Oyun bozan,hileci.  Gıncıdı gırağı.
gıncık Oyun bozan,mızmız.  Sen hep gıncık güreşiyon.
gıncık Oyunbozan,oyunu yarıda bırakan.  Gine mi gıncık davranıyon?
gıncıma Oyunu bozma,mızıkçılık etme.  Oyunda gıncıyanın başı kel olsun.
gınnap(kınnap=arapça) Kaba şeyler dikmeye-bağlamaya yarayan kendirden yapılan ince sicim. Bi garış gınnap ilazım.
gır(kır) 1.Beyazla az miktarda siyah kaışımından oluşan renk. 2.Çoğu boş ve geniş yer. Saçlar gıraldı.Gıra gittik.
gırağılı(kırağılı) Yeni,hiç kullanılmamış.  Gırağılıca bir ceketim olsun bari.
gırık Bir kadının dostu. Gırık golamaktan usandı.
gırklık(kırklık) Koyun ,keçi kırkma makası. Gırklığı getirde bizim goyunları gırkalım.
gırpık Halı ipi artıkları. Gırpıklanan yastık doldurcan.
gırtık 1.Sigara izmariti. 2.Bütünlerden sonra kalan parça. Gırtık içiyo.Gırtıkları toplada çöpe at.
gıvrak(kıvrak) Yerli dokuması kara bezden yapılmış köylü kadın yeldirmesi. Gıvranı çıkarıvede git.
gıymık(kıymık) 1.Çok küçük odun parçaları2.Tutuşturmalık odun. ŞU gıymıkları toplada sacın altını yakıver.
gızana gelmek Kedi-köpeğin çiftleşme isteği gösterdikleri durum veya zaman. Kediler doksan içinde gızana gelir.
gidişme Kaşınma. O çocuğun kafasını göreli her yannım gidişiyo.
goğlaşmak Dedikodu yapmak. Kimleri golaşdınız gine?
goğmak 1.İz sürmek. 2.Bulunduğu yerden çıkarmak,istememek. Köpek iz goğuyo. Bubası evden goğdu.
golan Bele şalı sarmak için renkli yün iplerden örülen yassı dolama ip. Çocuğu golana sarmışla.
gopca Geçmeli demir düğme. Ponturuna gopca dikdir.
gosdak(kostak) Gösterişli,havalı. Bek gostak yörüyvedin gı.
goşat(koşat)      Elle veya orakla yolunan arpaların kökleri bir yanda başakları bir yanda olacak şekilde deste yapılmış hali.Tarlada dört goşat arpa var.
goşum(koşum) 1.Araba hayvanının kayış takımı2.Hayvanın koşulması. Goşum çuvalını getir.Bu tayı iki goşumdur getiriyon.
goyve Bırak,tutma. Goyve gitcen gari.
göcen Tavşan yavrusu. Destenin altından iki tane göcen çıktı.
gök Olmamış,ham Fişneler daha gök.
gölemez Koyun sütünden yapılan damak tadı çoğaltılmış yiyecek.Yaylada gölemez yedik.
göt gadar yer Dar,küçük yer.  Göt gadar yere nasıl sığacağız.
göynek (eskiden)Yakasız diz uzunluğuna kadar gelen önü mide hizasına kadar açık iç giyeceği.  Göyneğim eskidi.
göze Yapılarda kirişle döşeme arasındaki boşluk. Deyneği gözeye sokdum.
gözer Buğday,toprak vb. elendiği iri gözlü kalbur. Çeci gözerden geçirdik.
gözerinen hoşaf taşıma Verimsiz ,sonuçsuz bir işle uğraşma.   (küçüklere)Düğününde gözerinen hoşaf daşıycan.
gravat Kağnı parçalarından. Sap getirirken gravat gopunca deleceyi yıktık.
gudu Buzağı,malak,kuzu,oğlak gibi yavru hayvanlara takılan renkli yün ipliklerden örülen süs eşyası. Bızağıya guduları dakmışda salıvemiş,şuna bak hele.
gudubet Yakışıksız,kötü.  Dünyanın gudübeti,şuna bak.
gullap(kullap=arapça) Yuvarlak halkaları birbirine geçik biri kapıya diğeri ksaya çakılan büyük menteşe. Gullabı unutmadan getir.
gulunç(kulunç=arapça) Şiddetli omuz ve sırt ağrısı. Gel şu guluçlamı gırıve.
gunduz Su borusu ve künkleri tıkayan ağaç kökü. Çeşmenin suyunu gunduz dıkamış.
gurk olmak (tavuk)Kuluçkaya yatacak duruma gelmek.  Şu tavık gurklamaya başladı.
gurka yatmak Gurk olan tavuğun yumurtalar üzerine oturması. Bi tavık ile bi culluk gurka yaddı.
gurna Çeşme,musluk. Gurnayı açık goma.
gursak(kursak) Mide,boğaz. Gursağıma bir lokma haram deymedi.
guşane(kuşane) Küçük kapaklı yayvan tencere. Guşanenin gapağını bulamadım.
guymak 1.Birini işe yerleştirmek,işe almak. 2.Doldurmak. Ali'yi fabrikaya guyduk.Bi tas su guyve.
guzine(kuzine=italyanca) Hem ısıtmaya hemde üzerinde veya içinde yemek pişirmeye yarayan büyük mutfak sobası. Guzinemiz acar.
guzugulağı(kuzukulağı) Karabuğdaygillerden nemli yerlerde yetişen yaprakları salata olarak kullanılan çiçekleri iki evcikli ve kırmızımtırak bitki.   Guzugulağını yumutayla gavırmak çok hoş olur.
guzulama(kuzulama) Koyun ve keçilerin doğurması. Hasta goyun guzuladı mı?
gübür Koyun ve keçi dışkısının biriktirilmişi. Bahçeye gübür götürcen.
güdük 1.Önü açık bele kadar üst giysisi. 2Kağnı parçalarından. Şuna bak,bide güdük giymiş gı.Güdük gırıldı.
güdülek Boynu ve sapı kırılmış toprak testi.  Şu güdüleği alda gel.
güğüm            =yunanca Yandan kulplu,boynu uzun ,genellikle bakırdansu kabı.  Güğümleri galaylı.
güman Önceden görülen,kapılan,belirlenen,sahiplenilen yer. Ora benim gümanımıdı.
güme Avlanmak için taş ve çalılardan yapılmış eğreti çevrik. Güme üstüne yıkılcak.
günüleme Kıskanma,çekememe. Güçcük gardeşini günülöyo.
gütmek Amacı doğrultusunda yönetmek,sevk ve idare etmek,kollamak.  Seni güdüyo.Ben sizleri güdedurun,heç bilmezsiniz.
haba El dokuması yün veya çaputtan yapılmış yer yaygısı.   Habaların hepisine dene serdik.
halberi Uzun süre,bir süre. Gitdimi halberi gelivemeyon.
halka Sivri demirli köpek tasması.
hamamlık Bazı evlerde banyo yapmak için ayrılmış yer. Hamamlığa beton atıcaz.
hamıraşı Yumurta  ve tuz katılarak ılık suyla yoğrulan hamurun oklavayla yufka biçiminde açıldıktan sonra kesilip kurutulmasıyla oluşan yiyecek.  Yoğurtlu hamıraşı yer misin?
hamlamak Uzun zaman araverdikten sonra çalışma sonucu vücuttaki aşırı yogunluk durumu.  Odunu kestim ama hamladım.
hanay İki vedaha çok katlı ev.  Hanay ardında sinnenmeç oynayalım.
hapaz İki avucun birleşimiyle oluşan büyüklük. İki hapaz çerez vedi.
haramarası(harım arası) 1.Sebze ve meyve bahçeleri arası2Köy önünde bir mevkii. Haramarasına gidiyon.
haşaş havlası(haşhaş helvası) Sürtülmüş haşhaş,şeker ve su ile yapılan tatlı.  Evela haşaş havlasını yiyelim.
havla(helva) Şeker,yağ,un,irmikle yapılan tatlı.    Ak havlanın topağı(tahin helvası)
heçinsemek Değer vermemek,umursamamak.  Yeyenin seni heçinseyo.
helik Duvar örerken araya sıkıştırılan ufak taşlar.  Buraya helik verin.
herif        =arapça 1.Adam. 2.Güven vermeyen.  Bizim herif sapıttı. Ulen herif,elden utan!
hınkırmak Burnunu temizlemek,sümkürmek.  Pençireden aşşağı hınkırdı.
hom (eskiden) Taştan yapılmış yuvarlak oyun aracı. Akşam hom oynadık.
horata Şaka.  Horata edeken işi azıtmışla.
horsa Hırs,sinir. Horsasını alıncaya gadar döydü.
hoşaf         =farsça Şekerli suda,bütün veya dilimlenerek kaynatılmış meyve,komposto.  Hoşafın suyunu bitirme.
hödük Kaba.  Ammada hödüğümüşün ha.
höpürdetmek Seslice içmek.  Çayı bi höpürdedişi vardı ki…..
höşmerim Süt,un ve tereyağı(sadeyağı)karşımıyla yapılıp kavrulunca şeker ekilen tatlı. Yayladan höşmerim gelecek.
ıhı İşte,burada.  Arayıp duruyodun ıhıcık.
ırahat Kağnı okunun ucuna öküzleri dinlendirmek veya yere düşmesini önlemek için konulan meşeden yapılmış düzgün sırık.           Gağnının ırahatını nere goduysan alda ge.
ıravak 1.Bal,baklava,kadayıf,revani sıvısı. 2.Damak tadı yerinde. Baklağının ıravanı yeyve. Bu ıravaklı olmuş.
ırılmak Çok çalışıp güçten kuvvetten düşmek.  Daşcıla iyice ırılmışla.
ıstar           =yunanca Halı,kilim,haba dokunan tezgah.  Birezden ısdara oturuyoz.
iğde İğde veya söğüt ağacının kertik açma yoluyla yapılan çocullarla buzağılaratakılan süs.     İğde yakışmış.
ikiyüzlü 1.Ağaç yontmaya yarayan baltaya benzer alet.2.Özü sözü bir olmayan.   İkiyüzlüm bilen(e)cek.Sen ikiyüzlü davranıyorsun.
ilenme   Beddua,ah,inkizar.  Aman teyze oğluna ilenme.
ilik 1.Düğme. 2.Kemiklerin iç boşluklarını dolduran yağlı madde.  İliğim goptu. Şu kemiğin iliğini soruve. 
iliyen Geniş ve derin leğen.
ille(illa=arapça) Mutlaka,hele,özellikle.  İlede dediği gibi olcak.
imansız peynir Yağı makineyle alınmış,çabuk sertleşen peynir. Bazardan aldığım peynir imansızmış.
imbal Hayvanın yürüyüşünü hızlandırmak için üvendirenin ucuna çakılmış sivri demir çivi,(yunanca=noduİmballa.
inkizar(inkisar) İlenme,ah,beddua. Şu kadın oğluna inkizar etti.
inme Vücudun bir bölümünde hareket ve hissetme gücünün kalkması,felç,nuzul. İnmeler inesice seni.
iremet (rahmet)  Yağmur.  Bu sene iremet çok yağdı.
irkmek Biriktirmek,çoğaltmak.  Paraları irkde bişe alalım.
istirpe Kibrit  İstirpeynen yakıve.
it dirseği Arpacık.  Gözümde it dirseği çıktı.
kakil Yeni gelinlerin saçlarının önden kesilmiş modeli.  Kakilini sallayvemişde şuna bak.
kaklık Kaya ve ağaç oyuklarında su birikntisi.   Kaklıklarda su galmamış.
kakmak Boynuzlarıyla vurmak.               İnek kakdıda ayağı sarılı.
kamçı Bir ucuna ip,deri vbbağlı vurma,dövme aracı.  Beygirleri kamçıla bakalım.
kasalmak Yücelmek,övünmek. Emmede kasalıyon.
kekri Ekşice,topraksı.  Su kekri kokuyo.
kele 1.Kertenkele(gri),      ağılı kele:Yeşil kertenkele. 2.Küçük erkek dana.  Dağlada kele va,ellede nele va. Kelele ineği golayo.
kelete Birya da iki kulplu büyük saman sepeti. Bi kelete samanı yedi len.
kelik 1.Peynir kalıbı. 2.Eski ayakkabı. Yarım kelik peynir ve.Şu kelikleri sürüyüp durma.
kemre Koyun ağılından kazılmış yassı ve sert tezek,vücutta kir tabakası,baştaki kepek. Yarın kemre kazacağız.
kenef                   =arapça Tuvalet,pis-berbat.  Şurdaki kokuya bak,kenefe dönmüş.
kepez Ak toprak.        Üç motur kepez getidik.
kerpiç Duvar örmek için kalıplara dökülmüş güneşte kurutulan samanla karıştırılmış balçık. Kerpiç kesiyoz.
kes Genellikle yakmak için lullanılan iri saman. Fırına kes götürcen.
kesik  Sütten yoğurt veya peynir çalınırken tutmaması sonucu oluşan madde,çökelek. Kesik bütmesi yedik.
kımçı Kesilmiş,kopmuş küçük söğüt dalı. Kımçıları toplada tarlayı batımasın.
kile         =arapça Dört şiniklik tahıl ölçüsü.  Üç kile arpa sattım.
kirkit Dokumacılıkta atkı ipliğini sıkıştırmak içinkullanılan demirden veya ağaçtan yapılı dişli araç. Kirkidi ve.
kirli çıkı Parası olan,para çıkan.  Ne kirli çıkıdır o.
kirman Birbirine geçmeli iki parça ve ortasında uzunca iğ bulunan yün eğirme aleti. Güzel kirman çeviriyon.
koçsamak Koyunun çiftleşme isteği.  Goyunnarın çoğu goçsadı. 
kompül Patates,kumpir.  Guzineye kompül attım.
kömbe Ekmek hamurunun kül içine gömülerek pişirilmesiyle oluşan ekmek çeşidi. Anam kömbe  bişiriyo.
kösmek (koyunlarda)Bir araya gelip başlarını sokarak yürümemek. Iscakdan goyunna kösdü.
kösülmek Çok yorulmak.      Şurayı belleyesiye kösüldüm.
köşk Yapılarda yola doğru çıkma yapma.  Bu yanna köşk çıkarcaz.
köz(kor) İyice yanarak     ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası. Ocakta köz,dükendi söz.
kutur Bir ağacın enlemesine genişliği.    !50 kuturundaağç bulduk.
küllenme Bir acının,sıkıntının unutulur gibi olması. Gurbet acısı küllendi artık.
külüstür Eski,zor kullanılabilen. Bizim külüsdür hepimizi daşımaz.
künk          =farsça Pişmiş toprak veya betondan yapılmış su borusu.   Künkleri döşeyelim.
küp      =arapça Sıvı veya katı yiyecekleri saklamaya yarayan,geniş karınlı dibi dar büyük toprak kap. Bi küp turşu kurduk.
küşküre(rende=farsça) Tahta yüzeyleri pürüzsüz duruma getirmek,biçim vermek için marangozların kullandığı araç.    Küşküre köreldi.
lağım atma Taşı derince deldikten sonra dinamit,kapsül ve fitille ateşleyip patlatma.O   taşa lağım atalım.
lökleme Kireç,zeytinyağı,pamuk ve yumurta akının karıştırılması yoluyla,kırık çanak ve çömlekleri,künkleri birleştirmekte kullanılan macun. Destiyi lökledim.
maccalı İltihaplı,irinli. Maccalı yeri basdırınca ortalık batdı.
mal                =arapça Hayvan. Eve gidemeyince mallasususz galdı.
malim(muallim=arapça) Öğretrmen.  Pençiresi cam cama,malim.
manca       =italyanca  Yiyecek,düğün yemeklerinin tümü.  Yarım satte mancaları döşeyvemişle.
mayıs Taze koyun keçi gübresi.   Bahara çıkınca hayvanlar mayısladı.
mayışma Çok yemekten,sıcaktan veya zevkten gevşemek. Sende eyicene mayışdın galdın burda.
meci(imece) Ortaklaşa yapılan iş.  Düyünde odun mecisine gittik.
meh Al. Meh şunu dıkıve.
mertek      =ermenice Toprak damlı evlerde döşeme üstüne konulan ince veya ortasından yarılmış ağaç. Merteklerin üstüne kamış lazım.
metleme Hoplama,zıplama.  Bızağı gibi metleyon.
mığh(mıh=farsça) Çivi.  Eyri mığhları keserinen düzelt.
mozga 1.Domuz yavrusu. 2. (mecazi)Kötü kişi.   Bırak o mozgayı sende.
muğallak Ortada kalma.  Bizim dünürcülüğün sonu muğallak daha.
mundar(murdar=farsça) 1.Kirli,pis. 2.Cinsel birleşmeden sonra yıkanmamış. 3.Dini kurallara uygun kesilmemiş.   O su mundar.Mundar mı dolaşıyon? Tavığın eti mundar oldu.
müsdamel Kullanılmış,yeni olmayan.  Şu çekedi müsdamel aldım.
naşife Demir veya emayeden yapılmış su bardağı.  Bi naşife su uzat.
nisbet Çalım satma.   Şunun nisbetine bak gari.
noda Büyük ot veya kımçı yığını.
ocak bardağı Demirden yapılmış ümzüklü sıcak-soğuk su kabı. Ocak bardandan dökde yüzümü yuyan.
oğlak Keçi yavrusu. Oğlaklar melemeye başladı.
okuma Düğüne çağırma.  Senide okudula mı?
onarma (mecaz) Sözle veya sopayla dövme. Beni gızdırınca adamakıllı onardım.
ondan keri Daha sonra. Ondan keri netcez?
oşt(hoşt) Köpekleri durdurmak veya kaçırmak için çıkarılan ses. Oşt hadi evinize.
ödek(ödlek) Korkak,tabansız,yüreksiz.  Bek ödeğimişin.
öküz götü Yuvarlak kırmızı küçük meyveli sert ağaç türü. Geveleyi öküz götünden yap.
öl(tav=farsça) Gerekli ısı ve nemin yeteri kadar bulunması.  Toprak öllü.
ölet Öldürücü hastalık salgını,kıran.Tavıklara ölet geldi.
öndüç(ödünç) Geri verilecek,emanet. Öndüç yeyen kesesinden yer.
ötürek Sulu amel. Hasta olalı ötürek gidiyodu.
öysemek(özlemek) Bir kimseyi veya yeri göreceği gelmek. Sizleri ne kadaröysedik bilemezsin.
özemek Yoğurt,pekmez gibi yiyecekleri sulandırıp karıştırarak inceltme. Şu yoğurdu özeyve.
paklama  Temizleme,arıtma. Bubamın urbaları iki galıp sabınnan anca ağarttım.
palaz Genç keklik. Arpa destesinden palaz dutduk.
paldımsız (mecaz) Düzensiz,dengesiz konuşan ve hareket eden. Paldımsız hareketlerinden bıktım.
pardı Yapılarda dışarıya doğru çıkıntı,   Pardının altına gelde ıslanma.
pelit Meşe ağacının meyvesi,palamut. Korudan pelit topladım.
pepe Kekeme. Hafi pepeleyip durmada söyle gayi.
persempes Deli gibi,kendinde değil. Persempes gidiyon.
peşgir(peşkir) 1.Genellikle pamuk ipliğinden dokunan ince havlu. 2.Maça kızı oyununda el almama iddiası. Oğlum şu peşgire uzanıve.Senin peşgirini bozalımda sonra kafa atarız.
pırtı 1.Giysi. 2.Düğün için alınan giyeceklerin tümü.Pırtıları yudum.Düğün pırtısı görmeye şeregittik.
piren(püren) Süpürge otu. Beş bağlamlık piren yolduk.
pispis(pisi pisi) Kedileri çağırmak için kullanılan bir seslenme sözü.Ge pispis ge.
pulüm Oyun,numara. Pulümünen beni gandırdıla.
rendire(rende=farsça) Üzerinde küçük delik ve kesici çıkıntıları bulunan peynir soğan havuç patates turp vb ufak parçalara ayırmak için kullanılan mutfak aleti. Turpu rendirele,suya atda acısı çıksın.
sağınevi Süt veren hayvanların sağıldığı yayla yeri.     Sağınevinde yiyecek galmadı.
sako Kısa kaput. Sakomu alıve.
salgı Bozulacak şeyleri koymak için kirişe iki kolla tutturulmuş tahta. Süt tavasını salgıdan götümüşle.
salıngaç Urganla kurulan salıncak.   Gelingızla salıngaca gitdi.
samıt Salak,geri zekalı. Boşver elin samıdını,sen işini bitir.
sap Biçilmiş ekin. Öteyakadan sap getircez.
sap ye(i)yip saman sıçmak İşe yaramaz işlerle uğraşıp davranışlar sergilemek.Nedir bu, sabahtan beri yaptığın iş.Sap yeyip saman sıçıyorsun.
sapan Kuş lastiği.      Sapannan guş avlamaya çıkmış.
sapıtma Yanılma,şaşırma,aklını bozma.Sen eyice sapıttın gari.
sapla samanı g(k)arıştırmak İyiyle kötüyü ayıramamak. Ortayı bulalım derken sapla smanı biribirine iyice garıştırdın.
sarka Kırmızı kadifeden pul oyalarla işlenmiş bele kadar olan gelin giysisi. Sarkanı yarin bana ver.
sası Bozulmuş,kokmuş,tuzsuz.           Yemek sası sası geliyo.
seldir seme yürümek Düştü düşecek biçimde yürümek.
seme       =farsça Sersem,ahmak,alık.Seme gibi yörüyon.
senit Hamur tahtası. Güçcük senidin üstünde açasıya canım çıktı be.
sergen Mutfakta duvardan duvara uzatılmış raf.  Sergenden çendekli sanı alıve.
seselmek Büyümek,gelişmek. Dut ağacıda burda iyi seseldi.
seyit      Çabuk gel,koş. Geç kalıyoruz,seyit oğlum.
sığırkuyruğu Sıracagillerden,ülkemizde yabani olarak birçok türü yetişen,tüylü yapraklı ,sarı çiçekli bir kır bitkisi.        Sığırkuyruğu tozu her yanımı yakdı.gavırdı.
sıkma     El dikişi ile dikilen yakasız kadın ve erkek gömleği. Sıkmaları gazanda gaynattım.
sındı Makas.   Sındıyı gırcan.
sicim Keten kenevir gibi bitkilerin liflerinden yapılan ince ip,kınnap. Gözünden sicim gibi yaş akıyodu.
siner(sine=farsça) Gönül,yürek.   Yetdin gayi sinerime çocuk.
sinnenmeç Saklambaç oyunu.   Hadi sinnenmeç oynaycaz.
sitil Keten,kenevir iplerinden dokuma çuval. Gabıkları sitillere dolduruve.
siymek İşemek. Bu ağacada hep köpekle siyyo.
sofa       =arapça Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer,hol. Artık sofada oturcaz.
somsak Yumruk.   Çeneme somsak vurdu.
somun 1.Yuvarlak ve şişkin ekmek(yunanca). 2.Vida başı(fransızca).  Somun soğan,ne bulursak yeriz.  Somunları gaybetme.
sorutmak Somurtmak,surat asmak,dikimek.  Ne soruduyon?Geçive şöyne.
söyme Küfür etme. Gızınca bana söydü.
sündürme 1.Yuvarlak ve yassı bel lastiği. 2.Taze peynir ve yumurtayla yapılan yiyecek.      Sündürmesi goptu.Anam sündürme pişirdi.
sürgü 1Sürülmüş tarlayı düzlemeye yarayan tahta kalas. 2.Kapı arkası kilidi.  Baçaya iki gat sürgü çekdim. Gapıyı sürgüledin geldin mi?
sürk(isilik) Terlemekten veya sıcaktan vücutta meydana gelen küçük pembe kabartılar, ısırgın.   Çok sürk oldum.
süvarilik Pantolonun dizine ve arkasına konulan parça,yama. Pontura süvarilik vurdurcan.
süymek (bitkilerde)Yeni sürgünler vermek. Ceviz ağacı bi garış süydü.
süzünmek 1.Hareketsiz ayakta dikilmek(gelinler için). 2Hareketsiz sırt üstü yatmak(ağır hastalar için).   Gelin gibi süzünüp durma.Bir haftadır yatakta süzünüp duruyo.
şadı Çirkin. Alemin şadısı sana mı galdım?
şadimet Sevincik delisi,yeğnicecik.  Şadimet delisi olmuşunuz hepiniz.
şarlak Şelale. Donuz Deresi'nin şarlakda yunduk.
şarlamak Hızlıca ve sesli akmak. Su şarladı da gelivedi.
şavk Işık.  Ayna attım çarşıya,şavkı vurdu garşıya.
şevte İlk kez. Tomatisi şevte ettik.
şırata Şakanın azıtılarak kavgaya dönmesi.  Horatayı şırataya çevirdiniz le.
şinik   =yunanca Tahıl için kullanılan sekiz kilogramlık hacim ölçüsü. Mercimek yarım şinik geldi.
şişek İki yaşındaki koyun.  Şişekler goçsamaya başladı.
takaze(takaza=arapça) Sözle eziyet etme,serzenişte bulunma,azarlama,başa kakma. Ne bu takazen,bubamın oğlu musun?
tapsımak Bozulmak,ekşimek.   Tapsımış yemekleri yemeyin.
tara Tek tarafı keskin ucu eğik sapı  kovanlı kesme aleti. Tarayı verde odun kıycaz.
taşköprü 1. Nuh Göleti'nin biraz aşağısında doğal köprü. 2.Arazi mevkii.      Hadi daşköprülere gidelim.
taşlıca Ufak taşları bol olan yer,arazi mevkii.  Daşlıcadaki tarlaya nohut ekili.
tatavı Boşa,ezbere.   Tatavıya gonuşma sen nerde gördün?
tava(güveç)  İçinde yemek ve süt pişirilen toprak kap.  Tava gaymağı tatlı ouyo.
tavatır(tevatür=arapça) 1.Güzel ,acar,iyi,hoş. 2.Yaygın söylenti.   Evi alman tavatır oldu.Ben tavatır etmeyonda elalemin dilinde.
tavsımak 1.Zamanı geçmek. 2.Toprağın sürülecek duruma gelmesi. Olay tavsıdı. Bahça tavsımamış daha.
taylama Beygirlerin tay veya katır yavrusu doğurması.  Beygirimiz tayladı.
tekdur Akıllı uslu ol.   Tekdur len geliyon bak.
tekne Hamur karmak için tahtadan yapılan uzun ve geniş kap. Hamır olmuş,tekneden daşıyo.
tengiltosbak Takla atmak. Arabadan düşünce bide tengiltosbak yulandım gittim.
terbiye    1.Arabaya koşulu beygirleri sağa sola yönlendirme veya durdurma görevi gören koşum yoluyla ağızdaki gemlere bağlı kayış.2.Eğitim,görgü.  Beygirlerin terbiyesine sıkı yapış.Bu çocuk terbiyessizleşti.
tersefi Kağnılarda hayvan gübresi taşınan düzenek.  Tersefiyle koyun gübürü daşıdık.
tez            =farsça Çabuk,acele. Tez gel ağam tez gel,dayanamayon.
tık,tiring Peşin, Eve tık para saydım.Borcumu tiring ödedim.
tırışık Buruşuk,buruşmuş. Yüzün bek tırışıvemiş.
timin Şiniğin dörttebiri olan tahıl ölçüsü.  Bi timin haşhaş sürtüve.
tunç İki tarla arasında sürülmeden bırakılmış geniş an Tarlanın tuncunu sürmüş geçivemiş.
tuntun olmak Kaybolup gitmek,uzaklaşmak.Toz ol,gözüm görmesin.
turşumak Yüzünü buruşturmak. Turşuyup durma,yettin sinere.
tutam Avuç alacak kadar. Tarlandan bi dutam not yolduk.
tümbek Tümsek. Tümbekten atlakene ayamı burkdum.
tüy değiştirmek 1.(hayvanlarda)Mevsimlik tüy döküp yenileme. 2.  (insanlarda) yeni elbise giyme.   Kedi tüy değiştiriyor. Tüyünü değiştirmişin gine.
tüymek Kaçmak,kaybolmak. İşi görünce oradan tüydüm.
uğra Hamurun yapışmaması için kullanılan un. Uğrayı alda gelive.
uğrun Gizli,saklı. Allah uğrun uğrun seviyomuş.
uğunmak Olduğu yerde kalakalmak,ağlayamamak. Deyneği yeyince uğundu galdı.
uluk Cansız,beceriksiz,işe yaramaz.    Uluk uluk ne duruyon gelive şurdan başla.
urba     Giyecek,giysi. Beş kat urbam var.
usgutmak Sakinleşmek,rahatlamak. Gari evlenince usguttu.
uşkur(uçkur) 1.Şalvar vb giyecekleri bele bağlamaya yarar içten geçmeli bağ.2Cinsel duygu veya ilişki.        Uşkurum koptu.
uymak Çatmak,kavga aramak. Durdum yerde gelip uydu,bende deyneği vurdum.
ükala dümbeleği Enayi.  Ne gonuşuyon ukala dümbeleği.
ünnemek Çağırmak,seslenmek.  Ninem sana ünneyo.
ürendire(üvendire=yunanca) Çift öküzlerini yürütmek için ucuna nodul çakılmış arkası sivriltilmiş uzun değnek,gönder.              Ürendire gırıldı.
ürkütmek Kaçırmak,huzursuz etmek.  Oynayanları ürkütdü.
ütüleme Mısırı,nohutu ateşte dağlama. Çay içinde not ütüledik.
velesbit Bisiklet.  Eşya çekilişinde velesbit çıkdı.
veran Bakımsız,harabe gibi. Şo evde veran oldu gitdi.
verese Mirasta pay sahibi. Sen bizim veresemiz değilsin ki.
vezil Üstü örtülü su savma kanalı.    Tarlaya vezil edince verim aldık.
yağır Kir,pas,yara. Eşeğin yağırına ilaç et bari.
yalabık Düzgün,parlak,yakışıklı. Tatalan yüzü bek yalabık.
yalak 1.Hayvanların su ve yal içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap. 2.Boşboğaz.          Köpeğin yalına su dök. Gine nerde yalaklandın.
yalama 1.Dudakları yara olan. 2.Dişleri aşınmış vida,cıvata. Yalamanda heç bitmecek senin.O vida yalama olunca tutmuyo.
yalık(yağlık) Renkli ipliklerle işlenmiş büyük mendil,çevre.  Bi yalık bübe guyda ge.
yamalık Delikleri kapatmak için  kullanılan parça.  Eyi bi yamalık bulamadım be.  
yanpiri Yanlamasına.  Köpek daşı yeyince yanpiri yanpiri gidiyodu.
yar 1.Uçurum. 2.Diklemesine böl.   Yardan aşşağı düşmüş.Kütüğü yar.
yaşmak Üzeri sim işlemeli,sarının değişik tonlarından oluşan baş örtüsü. Yaşmağı arkaya çelivemişde bi gelişi var(ı)dı.
yavan Katıksız,kuru.  Yavan ekmeğe galdık gari.
yavsı Kenenin küçük yavrusu. İnekleri yavsı sarmış.
yavşak 1.Bit yavrusu. 2.(insanlarda)Asalak,kötü huylu. Yakanda yavşak öldürdüm.Seni yavşak ilimi kemimi soydun.
yaygı Yere serilen sofra bezi.   Yaygıyı toplanda kalkalım.
yayla  Hayvan otlatmak için çıkılan yüksek yer.  Mayıs ortasında yaylaya çıkcaz.
yazlık İlkbbaharda ekilen ekin ve sebze türleri.  Yazlık afıyan ekildi mi?
yazma Bezden yapılmış üzeri baskı desenli baş örtüsü.            Al yazmamı yuyamadım derdimden.
yeğgi Hayvan yiyeceği. Malları yeğgilediler.
yeğni Ağır olmyan. Senin çanta yeğniymiş.
yel 1.Havanın yer değiştirmesinden oluşan esinti. 2.Romatizma ağrısı. 3.Kalın bağırsaktaki gaz.  Foyraz esiyor. Ayağımda yel var. Karnımdaki yel eziyet ediyo.
yel geçmek Uçmak ,kaybolmak. O kadar buğdayın altından yel geçti gitti.
yel üstüne uğramak Cin,peri çarpmak. O yel üstüne uğramış.
yellemek Pohpohlamak,hız vermek. Yelleye yelleye çocuğu kavga ettirdiniz.
yellenmek Gaz çıkarmak. Yelleniverince ıratladım.
yelmek 1.Çabalamak. 2.(oyunda)Ebe olmak.   Yele yele hal galmadı.Çelikde bıkasıya yeldirdik.
yığ Topla.  Otları yığda,iremetde ıslanmasın.
yirgenmek Tiksinmek.  Yaralandan yirgeniyon emme neden?
yolak Patika yol. Ak yolağa yukarı gidiyo.
yollanmak Bir yere yönelmek,gitmeye başlamak.  Usuldan eve doğru yollanayım.
yonga      Soyulan,yontulan,kesilen veya rendelenen ağaçtan çıkan parça.   İkiyüzlüden çıkan yonga elimi kanattı.
yöletleme Arktaki suyun önünü açma.  Suyu yöletlede baçaya çabık gelsin.
yuğgu Toprak damlı evlerin üstündeki killi toprağı sıkıştırmak için dam üzerinde yuvarlanan silindir biçimindeki ağır taş,yuvak,yuvgu. Dambaşı yuğgulancak.
yuma       Yıkama,temizleme.  Gayınnamın urbalanı yuyasıya canım çıktı valla.
yunmak Yıkanmak.  Çay içinde çocukla yunuyoladı.
zağar Av köpeği.  Zağarla  Golan Çalı'da davşan goğuyodu.
zavrakçı Bol atan.  Sende bek zavrakcısın.
zebil Boşa giden.   Ekmeğin kalanını zebil etme.
zembil Kapılarda basılarak açılan kol. Zembili sıkıştırda gapı örtülsün.
zerdeli(zerdali=farsça) Kayısı ağacı ve onun meyvesi.  Zerdeli yeyelim.
zerzebil Çok perişan. Anası öleli zerzebil oldu çocuk.
zevle          =yunanca Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa aşağıya doğru geçirilen çubuk.     Öküzler böyelek dutunca  zevleyi kırıp kaçtı.
zevleyi kırmak Bulunduğu yerden ayrılmak,sıvışmak.  Dün gine zevleyi gırıvedin.
zıbarmak Zorla uyutma.  Yedin,içtin zıbar gari.
zıngıldamak Yerinden oynamak,hafif kaynaşmak. Goca gaya zıngıldayo.
zırlama 1.Ağlama. 2.Hoşa gitmeyen bağırma. Boşuna zırlayıp durma.
zırtaboz Laf söz dinlemeyen,patavatsız.  Seni zırtaboz seni.
zibek Önceden kurulmuş,bozulmamış.  Sen babanın zibeğiynen galgıyorsunda öyne.
zibel Yiyecek içine girmiş istenmeyen nesne.  Yoğurdun içine zibel gitti.
zibidi Giyimiyle topluma uymayan kişi.  Zibidi zibidi dolaşma.
zikke(sikke) Hayvanları bağlamak için yere çakılan demir veya ağaç kazık.  Yolda zikke düşmüş.
zini(sini=farsça) Üzerinde yemekte yenebilen yuvarlak bakır veya pirinçten büyük tepsi.  Siniyi gurun gari.
ziyan          =farsça Zarar.  Çobannara ziyan kestirdile.
zülüf Şakaklardan sarkan saç lülesi.  Zülüflerin tel tel olmuş.

NUH KASABASI’NDA KULLANILAN YÖRESEL SÖZCÜKLER

 

Ağdırmak: Bir yana eğilmek.

Ağıl: Koyun gibi küçükbaş hayvanların konulduğu bina.

Ağızbağı: İçi dolu çuvalı bağlamaya yarayan ip parçası. 

Alaca aş: Aşure.

Alaklamak: Çalmak.

Alavere: Alışveriş.                          

Annaç: Karşı taraf.

Annat: Harman işlerinde kullanılan üç parmaklı gereç.

Arbız: Sürekli sataşma.

Avara: İyi olmayan, kötü.

 

Bakırca: Küçük kova.

Banak: Ekmek lokmasıyla alınıp yenilen yiyecek. 

Başbezi: (Eskiden) Genellikle yeni gelinlerin örtündüğü örtü.                                         

Belik: Çok

Berenarı: Hafifçe

Biçim: Kumaştan dikilmiş kadın şalvarı.

Boduç: Toprak sürahi.

Boğsulamak: Yere yatırıp, boğazını sıkmak.

Bostan: Karpuz.

Böbü: Bebek

Böğür: Vücudun yan tarafı.

Börtmek: Çok terlemek.

Buymak: Çok üşümek.

Bürdülenmek: Sıkı sıkı örtünüp, yatmak.

 

Cavk: Sülale, öbek.

Cedit: Yeni.

Cereme: Bedel,ceza, borç.

Cıdavı: Huysuz, inatçı, geçimsiz, kavgacı.

Cıngı: Ateşten kopan parça.

Cicimik: Bir şeyi, alışkanlık dolayısıyla devamlı yapmak istemek.

Cimbiş: Cımbız.

Cimcik: Çimdik

Cingil: Küçük salkım.

Culluk: Hindi.

 

Çassar olmak: Üstelemek, zorlamak.

Çeç: Samandan ayrılmış buğday yığını.

Çekilek: Bone.

Çekki: Biçilmiş ve harman yerine getirilmiş ekin yığınlarını çekmek için meşeden veya demirden yapılmış araç.

Çende (Çendek): Kolay çözülmeyen bir düğüm çeşidi.

Çetele: Üleştirme, paylaşma, kura çekme.

Çevre: Kenarları ve üzeri sırma işlemeli büyük mendil.

Çevrik: Küçükbaş hayvanların konulduğu taştan veya ağaçlardan çevrili üstü açık yer.

Çıkmış: Kirli elbise.

Çımkışmak: Uyuşmak

Çıvgın: Yağmurun rüzgarla savrularak yağması.

Çinil: Omuzbaşı.

Çitik: Sabun kalıbından kalan küçük parça sabun. 

Çokarmak: Tutuşturup, yakmak.

Çomçak: Kuyudan su almaya yarayan kova.

 

Dalamak: Isırmak.

Daklaşma: Dokunma, çatma, bela arama, 

Dam: 1.Ahır. 2.Tutukevi, cezaevi, mapushane.

Debizleme: Kavgada çiğneme, ezme, iyice dövme.

Delece: Kağnı, at arabası, traktör üzerine ağaç dayaklar dikilerek  biçilmiş ekin getirmeye yarayan düzenek.

Deperotu: Havuç.

Dernemek: Toplamak.

Devre: Yanlış.

Dibek: İçinde göce dövülüp kabukları çıkarılan içi oyuk çanak biçiminde taş .

Dıkız: (Kap için) Dar gelen.

Dinelme: Ayakta durma, dikilme.

Ditmek: Küçük parçalara ayırmak

Demir: Kilenin yarısı. (İki demir bir kile eder.)

Deştifan: Korucu

Dığan: Tava.

Dıkız: Kabın dar gelmesi

Dongurak: Alet, eşya, oyuncak.

Döşşek: Yatak

Dumağı: Öksürük.

Durlanık: Berrak, duru, temizlenmiş.

Düğlemek: Bağlamak.

 

Ebiş: (Çocuklar için) Küçük yara.

Ecenaz: Yaramaz, belalı, kendine zarar veren.

Eçcik: Azıcık

Edavat: Alet, eşya.

Edik: Süslü bebek ayakkabısı. 

Eğrek: Meydan

Eğseri: Büyük ve uzun çivi, mıh.

Eğsi: Ucu yanık odun.

Eksinti: Küçük tekne.

Elcek: 1. Haşhaş sürtme üst taşı. 2. Tırpanın sapının üstünde sağ elle tutulan kolu.

Ellik: Eldiven.

Emen: Küçük çukur.

Emenme: Yürüyüp yorulma.

Engas: Şaka

Engi: Yanındaki gibi, elindeki gibi.

Eringeç: Tembel,üşengeç.

Erpiden: Koyun yününün eğrilip iki kat bükülmesiyle elde edilen ip.

Essah: Gerçek, sahiden, doğru. 

Eşgare: Açıktan, aleni, açık açık.

Evlek: Dönümün dörtte bir büyüklüğünde arazi.

Evzinmek: Yaramazlık yaparak, çok hareket etmek.

Eysiran:. Hamur kazımada kullanılan demir araç.

 

 

Fıççı: Topaç.

Fışkı: Fırında yakılacak samanlı karışık veya sade kurutulmuş hayvan gübresi.

Firek: Kilit.

Fistan bolka: Kırmızı kadifeden boydan yapılmış, sarı iplerle işlenmiş, püsküllü gelin elbisesi.

Foraz: Horoz.     

Ganamen: Çok fazma tüketmek.

Galgımak: Kalkmak, hareketlenmek.

Gavil: Karar

Gedil: Büyük çuval.

Gağşak: Gevşek, araları boşalmış.

Galesiz: Umursamaz, vurdum duymaz, gamsız.  

Gayık: Tırpan ile sapı sıkıştıran dışı yuvarlak, içi düz ağaç parçası.

Gedil: Yünden yapılmış büyük çuval.

Geri: Saman taşımada kullanılan araç. (Çok büyük çuval)

Gıcık: Söz ve davranışlarıyla karşısındakini kızdıran, sinirlendiren.

Gıcır: 1. Yeni. 2.Kamyon lastiklerinin içinden çıkarılan ip.

Gıli: Küçük

Gıncık: Oyunbozan, oyunu yarıda bırakan. Mızıkçı. 

Gıncımak: Mızıkçılık yapmak.

Gırtık: Sigara izmariti.

Gidişmek: Kaşınmak.

Gocuk: Kaban.

Göğeri: Sebze.

Göpcük: Köşe.

Gölemez: Koyun sütünden yapılmış yiyecek.

Göynek: Uzun gömlek.

Göze: Yapılarda kirişle döşeme arasındaki boşluk.

Gudu: Buzağı, kuzu, oğlak gibi yavru hayvanlara takılan renkli yün ipliklerden örülmüş süs eşyası.

Guğurdamak: Küçük bebeklerin çıkardığı konuşma çalışmaları.

Gullap: Büyük menteşe.

Guşane: Kapaklı tencere.

Guzine: Hem ısınmaya hem de üzerinde yemek pişirmeye yarayan büyük soba.

Gübür: Koyun ve keçi gübresinin biriktirilmişi.

Güdülek: Boynu ve sapı kırılmış toprak testi.

Güğüm: Çeşmeden su getirmede kullanılan ağzı dar, gövdesi geniş bakır su kabı.

Günaşık: Ayçiçeği.

Günülemek: Kıskanmak.

 

 

Haba: Elde dokunmuş, yün veya çaputtan yapılmış yer kilimi.  

Hanay: İki katlı, üzeri kiremitli ev.

Havla: Helva 

Hapaz: Avuç

Haranı: Büyük tencere.

Heçinseme: Değer vermeme, umursamama.

Herek: Yeter artık!

Horata: Şaka

Horsa: Sinir, hırs.

Hoşaf: Komposto.

Höşmerim: Süt, un ve tereyağı ile yapılan, kavrulunca üzerine şeker ekilen tatlı.

 

Iharmak: Çok dövmek.

Irlamak: (Salıncakta) sallamak.

Istar: Kilim dokunan ilkel tezgah.

 

İlenme: Beddua etme.

İnkizar: Beddua

İmbal: Öküz arabasında, öküzlerin hızlı gitmesi için kullanılan ucu çivili sopa.

İstirpe: Kibrit

İzbet: Seçilen koyunların kalanları.

 

 

Kanat: Merdiven.

Kaklık: Kaya ve ağaç oyuklarındaki su birikintisi.   

Karık: Sebze sulamaya yarayan, etrafı yüksek toprak parçası.

Kasalmak: Yücelmek, övünmek.

Kelem: Lahana.

Kelik: 1.Eski ayakkabı. 2.Peynir kalıbı.

Kemre: Sert tezek.

Kenef: Tuvalet, hela.

Kepez: Verimsiz, kireçli toprak.

Kes : İri saman.

Kımsır: Cimri.

Kırağılı: Yeni.

Kırklık: Koyun kırkmada (yünlerini kesmede) kullanılan büyük makas.

Kile: İki 18 Kilogramlık yağ tenekesi dolusu alan bir tahıl ölçüsü.

Kirman: Yün eğirme aleti.

Kizmek: Bıkıp, usanmak.

Kompül: Patates

Kösülmek: Yokuş yukarı çıkıp, çok yorulmak.

Kurna: Çeşme,musluk.

Kuskun: Hayvanın kuyruğu altından geçirilerek eyere bağlanan kayış.

Külte: Paket, düzine.

Künüşlemek: Uykusu gelip,uyumak.

Küşküre: Kalemtraş

 

Lök: Delinmiş toprak bardağa, çimento ile yapılan yama.

 

Matıf: (Argoda) Koca, yaşlı kadın.

Madırga: Taşçılık işinde kullanılan büyük ve ağır çekiç.

Mamak: (Çocukça) Yoğurt.

Manca: Düğün yemeği.

Manıt: Huysuz.

Mavı: Mavi

Me: Al.

Meci: Elbirliğiyle yapılan iş.

Metleme: Hoplama, zıplama.

Meymenetsiz: Suratsız

Mıkmın: Çok dikkatli.

Mozga: Domuz yavrusu.

Mugallit: Şakacı ve komik.

Murç: Taş ve beton kırmak için kullanılan, kalın metal çivi.

Musluk: Kesilmiş, bütün koyun.

Müstamel: Yeni olmayan, kullanılmış (giysi).

 

Oku: Düğün davetiyesi.

 

Ölet: Öldürücü hastalık, salgın.

Öndüç: Ödünç.

Önücek: Önlük

 

Pardı: Toprak damların ucu.

Peşkir: Havlu

Peyke: Grup.

Pıni: Küçük köpek.

Pırtı: Elbise

Porparta: Korkutmak amacıyla yapılan gösteriş.

Püsgevit: Bisküvi

Püsgüt: Bisküvi.

 

Sağın: Süt sağılan inek ve sağılan süt ürünü; yoğurt, yağ ve peynir.

Sahan: Tabak.

Salgara: Rastgele, tesadüfen.

Sası: Tatsız, tuzsuz. 

Sekaret: Ölüm döşeği.

Sedir: Oturulacak yüksekçe yer.

Seselme: Büyümek, gelişmek.

Senit: Üzerinde hamurişi yapılan tahta.

Seyitme: Koşma.

Sıkma: El ile dikilen yakasız gömlek.

Sındı: Makas.

Sinmek: Saklanmak.

Somsak: Yumruk, boks.

Soruşmak: Suyunu çekmesi, (ekmek için) bayatlaması.

Sündürme: Lastik

 

Şatdak: Gösteriş meraklısı, magazine düşkün.

Şaybıl: Şımarık.

Şepit: Yufka.

Şinik: Demirin yarısı. (İki şinik bir demir eder.)

Şiritmek: Çok üşümek.

Şirnimek: Yaramazlık yapmak ve sonucunda zarar görmek.

Şişek: İki yaşındaki koyun.

 

Talis: Kendirden yapılan büyük çuval.

Talvar: Üzerine odun ve tezek konulan tek gözlü raf.

Tara: Ucu eğik, sapı  kovanlı kesme aleti.

Tavatır: Çok iyi.

Temreyi: Yüz veya vücudun değişik yerlerinde oluşan dairesel cilt hastalığı.

Tıkırdak: Sacdan yapılan, yassı çift dilli küçük çan.

Tılaş: Pancar küspesi.

Tıngır: Teneke

Tırkıdık: Çok zayıf kalmış olan.

Timin: Şiniğin yarısı. (İki timin bir şinik eder.)

Tirlom: Tutarsız, sabırsız. Ne yapacağı belli olmayan.

Toklu: İki yaşındaki koyuna verilen ad.

Tombak: Orta boy yuvarlak tencere.

Tomofil: Otomobil.

Tüngülmek: Yüksekten aşağıya hoplamak

Uğra: Hamurişi yaparken kullanılan un.

Urba: Elbise

Ürmek: Şişirmek

Üvendire. Öküz hayvanlarıyla çekilen arabalarda kullanılan uzun sopa.

Velespit: Bisiklet

Vezil: Toprak içine açılan üstü örtülü küçük su savma kanalı.   

Yaah: Hayır.

Yalabık: Düzgün.

Yanırlı: Arka

Yaşmak: Üzeri sim işlemeli, başörtüsü.

Yavı: Tatsız, tuzsuz. Tadı değişik.

Yaygı: Üzerine bir şey serilen bez, büyük mendil.

Yeğgi: Hayvan yiyeceği.

Yeğni: Ağır olmayan, hafif.

Yıvgılamak: Kendi çıkarı için kullanacağı bir şeyi başkasına yapması için istek uyandırmak.

Yümsek: Yüksek

Zembil: Kapılarda basılarak açılan kol.

Zikke: Demir veya ağaçtan yapılmış kazık.

Zürbiye: Katıklı yemek.

*   *   *   *   *   *   *

Hazırlayan ve Düzenleyen: Ramazan KIVRAK

Düzenleme Tarihi: 02 Ocak  2013 / Nuh kasabası Afyon     


Yorumlar - Yorum Yaz
Üyelik Girişi
Etkinlik Takvimi
Canlı İzle

Hava Durumu