• https://www.facebook.com/pages/Nuh-Sevdal%C4%B1lar%C4%B1/1639195856299594?ref=bookmarks&__nodl
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret694578
Site Haritası
Saat
HASAN EŞME
hasanesme@hotmail.com
17 NİSAN’A DOĞRU
17/04/2013

17 NİSAN’A DOĞRU

Eğitmen kursları, köy enstitüleri, ilköğretmen okulları uzantısı başından günümüze konuşulur olmuştur. Eğitim-öğretim çalışmalarımızdaki kararlar ve uygulamalar kısa dönemli oldukları sürece konuşulması yıllar boyu süreceğe benzemektedir. İbrahim Gerede adlı öğretmen gelişimi şu cümlelerle özetleyivermiştir:”ESKİŞEHİR, Köy Enstitülerinin tarihsel sürecinin en önemli merkezidir. Enstitülerin gerek kuruluş gerekse uygulama aşamalarında Eskişehir’de birçok “İLK” yaşanmıştır. İlk “eğitmen kursunun” ve ilk enstitü olan “Çifteler Köy Enstitüsü (ÇKE)”nün Eskişehir’de açılması, bu konunun somut örnekleridir. Ayrıca, ÇKE’de deneyim kazanan birçok eğitimci ve yönetici diğer enstitülerin kurucusu olmuşlardır. Köy Enstitülerinin 1954’te kapatılmasından sonra, ÇKE’nin ardılı olan “Yunusemre İlköğretmen Okulu” da döneminin nitelikli bir eğitim kurumu olarak tarihe geçmiştir.”

Eğitmen kurslarının ve Köy Enstitülerinin kuruluşunda büyük emekleri geçen bir eğitimcimiz Süleyman Edip Balkır anılarını yazarken, köy Enstitülerinin ne kadar zor koşullarda kurulduğunu anlatmak için; " Cenneti'ni kurmaya giden yolda, sanki cehennemin erimiş kızıllığına benzeyen ateşlere basa basa irkilmeden yürüyebilmiş olma gücünün nasıl kazanıldığını, hiç olmazsa kısaca hikâye etmeliydim." demiştir.

1940’larda sınav kazanan öğrencisine müdürün yazdığı mektubu okuyalım:

“Sevgili Oğlum,

Yapılan imtihanda başarı göstererek enstitümüze öğrenci olmak hakkını kazanmış bulunmaktasın. Bu şerefli başarıdan dolayı seni tebrik ederken mevcudu 400’ü aşkın enstitü ailemizin sıcak kucağını açarak seni beklediğini bildirir gözlerinden öperim. Bu mektubu aldıktan sonra aşağıdaki hazırlıkları yap. Saçlarını 3 numara ile kestir. Ellerini ayaklarını ve bütün vücudunu tertemiz yıka, elbiselerin kirli ise anana yıkat ve yırtıklarını yamat.

Hayri ÇAKALOZ -Ortaklar Köy Enstitüsü Müdürü”

 Çalışmaları birkaç enstitüde izleyen ünlü yazar Falih Rıfkı Atay’ın gözlemi şöyledir:‘’…Ne yuvalarını ören kuşlar, ne kovanlarını kuran arılar, Köy Enstitüleri’nde Öğrenim gören bu çocuklardan daha çalışkan ve daha şevkli olamazlar.’’ (1941)

 

Eğitim uygulaması çalışmaları hakkında bu kurumda okuyan Ali Dündar şunları anlatmıştır:”Müdür ve yardımcıları başta olmak üzere, bütün öğretmenler de bizimle oturuyorlardı sofraya. Özellikle sofralarda yemek-yiyecek lafı edilmiyor; yetersiz yatakhane, banyo ve tuvaletin nasıl temizlenip yeterli duruma getirilecekleri konuşuluyor, önlemler sayılıyor, planlar yapılıyordu. Eğitbilimsel yapılanmasıyla “öğrenmeyi öğrenme...” kurumu olan Köy Enstitüleri, kuruluş yasasının birinci maddesinde yazıldığı gibi “Öğretmen ve köye yarayışlı diğer meslek erbabını yetiştirmek...” görevi üstlenen çok izlenceli eğitim-öğretim kuruluşlarıdır. Yasayla verilen işlevi gerçekleştirmek için, derslikleri, işlikleri, deneme ve ekim dikim alanlarıyla bir açık hava deneyimliğine (laboratuvara) dönüşen enstitüde yönetici ve öğretmenler başta olmak üzere usta ve usta öğreticiden öğrenciye kümeleşerek işe koyulmuştuk. Günün yirmi dört saati üçe bölünmüştü: 8 saat uyku, dinlenme ve sağlık bakımı, 8 saat derslik ve işlik etkinlikleri, 8 saat beden eğitimi, sanatsal üretim ve uygulama olarak tasar çizimlenmişti.”

Yemekler ve düşünceleri açıklama özgürlüğü açısından Çifteler Köy Enstitüsü öğrencisi Talip Apaydın’ın anlatımına kulak verelim: “Çok zor bunu söylemek ama doğru dürüst karnımız doymuyordu. Sabahleyin, un çorbası veya bulgur çorbası, öğlen az etli fasulye, akşam bulgur pilavı falan.

Öğrencilerin bunları yedikleri bir gün, enstitüye gelen İnönü’ye özel yemek çıkarılınca okul karıştı. Cumhurbaşkanı için özel yemek çıkması, tam bir adalet ve eşitlik duygusuyla yetiştirilen enstitülülerin itirazına yol açtı. Bu tür itirazların dillendirileceği yer, Cumartesi toplantılarıydı. Bütün enstitülerde Cumartesi günleri, eleştiriye ayrılmıştı. O gün, bütün okul; öğrencileri, öğretmenleri, müdürleriyle buluşur geçen haftanın bir değerlendirmesini yapar, yanlış uygulamaları eleştirirlerdi. Eleştirilen kimi zaman temizliği iyi yapmayan görevli öğrenciler olurdu, kimi zaman işlere yardım etmeyen öğretmenler kimi zaman da yemeğini beğenmedikleri aşçılar. Ve savunma alanın ortasında herkesin gözü önünde yapılırdı. İnönü’nün gelişinin ertesi günü yapılan Cumartesi toplantısında eleştirilerin hedefi, Cumhurbaşkanı için özel yemek hazırlatan Enstitü Müdürü Rauf İnan’dı. İnan açıklamayı, “Ayrıcalık, cumhurbaşkanı olduğu için değil, İnönü olduğu için değil. Şeker hastası o, perhizli. Sizlerden de hasta olanlara ayrı yemek çıkarmıyor muyuz? Revirde yatan arkadaşlarınıza pirzola çıkmıyor mu? Çıkıyor.” şeklinde yaptı.

Mahiye Morgül’de:” Bir öğretmen yetiştirme programıydı Köy Enstitüleri. Bir eğitim, bir ülkenin kalkınma hedefleriyle ancak bu kadar örtüşürdü. Milletin her kazancı milletin kesesine, dedi. Ulusal varlığımızın temeli köylüdür, dedi. Toprak ağaları değil miydi yoksa toprağın efendisi…”demiştir.(kalanı yarın) 16.04.2013/Afyonkarahisar

17 NİSAN

Anımsayalım, Köy Enstitülerinin marşı Ziraat Marşıydı.

Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz

Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği,
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği,
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği,
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz

Söz: Behçet Kemal Çağlar,   Beste: A.Adnan Saygun

Duygusunu, düşüncesini ve bilgisini aktarırken özlemini de dile getiren öğretmen çocuğu avukat Metin Yaltı’nın babası anısına 21.10.2005 günü yazdığı şiirle şunları haykırmıştır:

“Her Şeyi Ondan Öğrendim Ben 
(Köy Enstitülü öğretmen Babam Yaşar Yaltı'nın anısına)

Çalışkandı benim babam
İş yapmayı ondan öğrendim ben.

Toprağın tava gelmesini
Ekmeyi biçmeyi harmanlamayı
Bir motorun arızasını nedenini, niçinini
Elektriğin gücünü, doğanın dengesini
Çok şeyi bilmek
Yaşamı kaliteli kılmak için
Okumayı
Hep okumayı
Çok okumayı
Öğrendim ondan.

Öğretmendi benim babam
Her şeyi ondan öğrendim ben

Kırk küsur yıl önce
Tutup elimden okula götürdüğünde
Nasılda mutluyduk ikimizde
Aynı heyecan yaşar içimde
Babamı her ziyaret edişimde…

Öğrenmemizi istediğini
Örneklerdi
Anlattığı öykülerden
“Ders çıkar oğlum” derdi.
.
Üniversite yıllarımda
Yetmişli yıllar kaosunda
Babalık güdüsüyle belki
“Sağ ol, korkak ol” derdi
Bu babamda yaşadığım ilk çelişkiydi
Yıllar sonra anladım ki
Anamı rahatlatmak içindi
Bana söyledikleri farklıydı
Tez, antiteziyle sentez oluşturur
Dediğinde yaşım on beş vardı
Ne demek bu? sormuştum
Yanıt yerine
Felsefenin Başlangıç İlkeleri’ni
Elimde bulmuştum.
Doğru düşünmek
Diyalektik düşünmektir hep derdi
Eflatun’dan Atatürk’e değin
Bizimle her şeyi konuşurdu.

Sevecendi benim babam
Sevmeyi ondan öğrendim ben.

Bilemedim hiçbir zaman
En çok sevdiği kimdi bizden
Su bile istesem kardeşimden
Bakardım babam uzatmış bardağı
Çözemezdim çözemedim.
Beni mi, kardeşimi mi sevdiğinden.?

Bilgeydi benim babam
İlke edinmemizi istemişti
Sabırlı ve hoş görülü olmamızı
Damla, kendini tamamlayınca damlar
Taşın erimesi suyun gücünden değil
Dalgaların sürekliliğindendir
Örnekleriyle öğütlerken..

Öyle güzel bir insandı ki babam
İyiyi ve güzeli öğrendim ondan
Seni seviyorum diyorsam
Sevmeyi de öğrenmişimdir ondan. .”

Kemal Kocabaş’ta şunları eklemiştir:” Kepir’li öğrenci  İlyas Özcan’ın yazdığı  Kepirtepe Köy Enstitüsü marşı “…Yaslanıp bozkırın yanık bağrına /Gücünden hız verdi, Kepir yarına /Kavuştu çift motor sedalarına /Gövdeye can geldi, cılız kollara /Adımız, andımız Kepirliyiz biz /Ülkümüz köy yolu, geri dönmeyiz” dizelerinde oluşuyor. 

Yıl bin dokuz yüz kırk üç.  Kepirtepe Köy Enstitüsü dördüncü sınıf öğrencisi İlyas ÖZCAN:
‘’ Bir ana tanırım Kepir’dir adı
Çelikten, tunçtandır göğsü kanadı.
En ıssız köylerde anılır adı 
Can verdi, kuruyan cılız kollara.
Adımız andımız Kepirliyiz biz
Ülkümüz köy yolu, geri dönmeyiz.’’
Dizelerinin yer aldığı bir şiir yazar. Yazdığı şiir ’’KEPİR MARŞI’’ olur, bestelenir. 

Zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL: "Köy Enstitülerinin bütün günahı omuzlarıma, sevabı başkalarının olsun. O kurumların günahı bile bana yeter." Demiştir.

Kuruluşlarının 73. Yılında bu okulların kurulmasında emeği geçen, bizlerin o bilinçle yetişmesi için gereken emeği ve özveriyi gösteren, büyük çoğunluğu sonsuzluğa göçüp giden herkesi (kasabamız eğitim dünyasına kazandırdığı ikisi de benim öğretmenim olan İbrahim Deniz ve Bekir Seferlioğlu)rahmetle, şükranla anıyorum. Yaşamını sürdüren azınlıktaki ihtiyar delikanlılarına(kasabamızın imarının düzenlenmesi ve düzeltilmesinde emeği ve katkısı unutulmayacak enstitünün yetiştirdiği Ahmet Kumalar) sağlıklı ve gönüllerince geçireceği günler diliyorum. 17.04.2013/Afyonkarahisar



2849 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BAYRAM'I YİTİRDİK - 25/03/2015
Eğitim emekçimiz,canımız,arkadaşımız,kardeşimiz Bayram'ı bizden koparıp aldı.Küçücükten başlayan birliktelik bazen çocuksu tavırlarla,çoğu zamanda bilge kişi tavırlarıyla 50 yıldan bu yana sürüp geldi.
Sevinmek ve sevmek - 27/02/2015
Toplum olarak
HAŞAŞ HAVLASI(HAŞHAŞ HELVASI) - 02/08/2014
Yeşil bitkisinden, kozasından, saplarından yararlandığımız haşhaş bitkisinin tanelerinin ezilmesiyle(sürtülmesiyle) kullanılan yiyecek türü de çoktur.
EVA LUNA ANLATIYOR. - 30/05/2014
Isabel Allende/Türkçesi: Eren Yücesan, Can Yayınları-1991 252 sayfa. Kitabı okumaya başlarken acaba okusam mı okumasam mı dediğim kitaplar vardır. Okumaya karar verinceye kadar zorlanırım.
YİTİRİLEN DEĞERLER-61:TEZ PİŞTİ - 08/05/2014
Bizim çocukluğumuzun afıyan çapasında, tırpan tarlasında, arpa yolmasında sofralarımızın olmazsa olmazı bir tatlı türümüzdür.
KÖY ENSTİTÜLERİ, CEMAZİYELEVVEL VE BEKİR HOCA - 17/04/2014
Hürriyet’in 21 Aralık 2013 günlü “Yeter Söz Milletin” köşesinde Hilmi Dinçer imzalı yazıyı okuduğumda anılara dalıp gittim.
ÇEVREDEN - 27/02/2014
Kiraz’da yürüyüş parkımız çok güzeldir. Yürüme işi zevkle yapıyoruz.
KİTAP: ALBAYA MEKTUP YOK - 20/02/2014
Gabrıel Garcia MarQuez- Çeviri: Handan Saraç
TATİL OKUMASI - 28/01/2014
Bu öğretim yılının dinlenme tatilinde küçük kızlarım Yaren ve Eylül’le birlikte Kiraz’dayız.
 Devamı
Üyelik Girişi
Etkinlik Takvimi
Canlı İzle

Hava Durumu